ÖDEV ARŞİVİ
Sayın Ziyaretçimiz;
Ödev Veya Konu Anlatımları Kategorilerini Görebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir...
Ödev Arşivimizi Sadece Üyelerimiz Görebilir
ÖDEV ARŞİVİ

Özgür Arşiv
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Türkçe Konu Anlatımları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:22 pm

YAZIM KURALLARI



YAZIM KURALLARI



Sözcüklerin ve harflerin yazılışıyla
ilgili belli kurallar da vardır. Bunları şimdi ayrı ayrı göreceğiz.





BÜYÜK HARFLERİN KULLANILDIĞI
YERLER



·
Her cümle büyük harfle başlar. Ancak sıralı
cümlelerde, cümleler arasında noktalı virgül kullanıldığında, bu işaretten
sonraki cümle küçük harfle başlar.



“Her sabah, erkenden kalkarım; işe
geç kalmamaya özen gösteririm.”


cümlesinde birinci cümle büyük
harfle başladığı halde, ikinci cümle küçük harfle başlamıştır.


·
Kitap, dergi isimleri, kurum, kuruluş
isimleri ve diğer özel isimler daima büyük harfle başlar.



“Ben bu Yalnızız romanını çok
beğeniyorum.”


“Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’nda
iş bulmuş.”


·
Özel isimlere bağlı ünvan ve lakaplar özel
isimden önce de gelse sonra da, büyük harfle başlar.



“Bunu yapsa yapsa Borazan Mustafa
yapar.”


“Bugün bize Avukat Rıza Bey
gelecek.”


·
Ay, Güneş, Dünya ve öteki gezegen isimleri
gerçek anlamıyla kullanılırsa büyük harfle, mecaz anlama gelirse küçük harfle
başlar.



“Artık Dünya’nın Güneş’e
uzaklığı biliniyor.”


cümlesinde altı çizili sözcükler
gerçek anlamda olduklarından büyük harfle başlamış ve ekler kesmeyle
ayrılmıştır.


“Haberi duyunca dünyalar
benim oldu sanki.”


cümlesinde altı çizili söz mecaz
anlamda olduğundan küçük harfle başlamış ve ekler ayrılmamıştır.


·
Yön bildiren isimler, yönünü bildirdiği
isimden önce gelirse (yani sıfat olursa) büyük harfle, sonra gelirse küçük
harfle başlar.



“Bu derste Kuzey Anadolu’yu
göreceğiz.”


“Bu derste Anadolu’nun kuzeyini
göreceğiz.”


cümlelerinde altı çizili söz birinci
cümlede sıfat olmuş ve büyük harfle yazılmış, ikincide isim olmuş ve küçük
harfle yazılmıştır.


·
Tarihler arasında kullanılan gün ve ay
isimleri büyük harfle başlar.



“30 Mart 1994 Pazartesi
günü bir oğlum oldu.”


“Buraya her yıl mart ayında
gelirler.”


Cümlelerinde tarihler arasında
kullanıldığı birinci cümlede büyük harfle başlatılan “mart” sözü tarihler
arasında olmadığı ikinci cümlede küçük harfle başlatılmıştır.





“Mİ” SORU EDATININ YAZIMI


·
Bu edat kendinden önceki sözcüğe ayrı,
kendinden sonraki eklere bitişik yazılır.



“Bunu biliyor musunuz?


“Bu olayı Emre’ mi anlattı?”yanlış


“Bu olayı Emre mi anlattı?”

doğru





İKİLEMELERİN YAZIMI


·
İkilemeyi oluşturan sözcüklerin arasına
hiçbir noktalama işareti getirilmez.



“Olanları bana bir, bir
anlattı.”

yanlış


“O buraya aşağı-yukarı iki
saatte bir uğrar.”

yanlış


cümlelerinde birincide virgül,
ikincide kısa çizgi, yazım yanlışına neden olmuştur.


·
Pekiştirmeli sözcükler ise daima bitişik
yazılır.



Koskocaman adamsın,
sapasağlamsın çalış biraz.”





SAYILARIN YAZIMI


·
Sayı isimleri birbirinden ayrı yazılır.


“Yirmi iki bin sekiz yüz altmış yedi
lira artmış.”


·
Sayılara gelen ekler sayının okunuşuna göre
getirilmeli.



“Yarışmada 6'ıncı olduğuma
sevindim.”


cümlesinde altı çizili söz yanlış
yazmıştır. Çünkü sayıyı yazıyla yazsak “altıncı” olur yani ek “-ncı” olacaktır.
“Bana 3'de geleceğini söylemişti.”


cümlesinde de ekte hata vardır.
Çünkü “üç” sözü sert sessizle biter, buna göre ek de sert sessiz olmalı yani
“3'te” olmalıdır.





“Kİ” BAĞLACININ YAZIMI


Türkçe’de üç tür “ki” vardır: İlgi
zamiri, sıfat yapan ek ve bağlaç. Bunlardan ilk ikisi kendinden önceki sözcüğe
bitişik, sonuncusu ayrı yazılır.


İlgi zamiri daima bir ismin yerine
geçer ve cümleden çıkarılamaz.


“Sizin arabanız yeni, bizimki biraz
eskice.”


cümlesinde “-ki” araba isminin
yerine geçmiştir.


Sıfat yapan ek, eklendiği sözcüğe
ait olan bir ismin sıfatı olur. Cümleden çıkarılamaz.


“Çantandaki kalemleri çıkar
bakalım.”


Bağlaç olan ki ise cümlede açıklama
anlamı verir. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulmaz. Çekimli
fiillerden sonra gelen “ki” ler daima bağlaçtır.


“Baktım ki gelmiyor, ben
yanına gittim.”


“O ki bunu bana yaptı, herkes
yapar.





“DE” BAĞLACININ YAZIMI


Türkçe’de iki tür “de” vardır: Hal
eki ve bağlaç.


Hal eki cümlede yer, zaman
bildirecek şekilde kullanılır ve cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı
bozulur.


“Beni durakta bekle.”


“Geldiğinde beni arardı.”


Cümlelerindeki “de”leri çıkarırsak
cümlenin anlamsız hale geldiğini görürüz.


Bağlaç olan “de” cümlede başka
şeylerin de olduğu anlamını verir. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı
daralır ama bozulmaz.


“Sen de gelecek misin?”


“Baktı da tanımadı.”


Cümlelerinde “de”leri çıkarırsak,
birincide başka şeylerinde olduğu anlamı ortadan kalkar, ama cümle yine
anlamlıdır. İkincide ise daralma bile olmaz.


“Bu soru hiç te zor değil.
yanlış



"Bu soru hiç de zor
değil.
doğru


Bizimle Yunus’da gelecek mi?
yanlış


Bizimle Yunus da gelecek mi?
doğru


Yusuf’ki bunu bilemedi, kimse
bilemez.
yanlış


Yusuf ki bunu bilemedi, kimse
bilemez.
doğru





BİLEŞİK SÖZCÜKLERİN YAZIMI


Bileşik sözcükler daima bitişik
yazılır. Ancak bileşik fiillerin bir bölümünün, bileşik sıfatların ayrı
yazılanları da vardır.


Buna göre kurallı bileşik fiiller
(yeterlik, sürerlik, tezlik, yaklaşma fiilleri) daima bitişik yazılır.


“gelebilir, gidiverdi, bakakaldı,
düşeyazdı”


Yardımcı fiille yapılanlarda isim
durumundaki sözcükte ses düşmesi ya da türemesi oluyorsa bitişik, olmuyorsa
ayrı yazılır.


“yolcu etti, sabretti, hissetti”


Anlamca kaynaşmış bileşik fiillerin
ise kimileri bitişik kimileri ayrı yazılır belli bir kuralı yoktur.


“Dalga geçme, vazgeçme”


İki sözcüğün anlamını kaybedip kendi
anlamlarından başka bir anlama gelerek oluşturdukları bileşik sözcükler bitişik
yazılır. Bileşik sözcükler konusunu yeniden gözden geçirin.


“Bu gecekondu kimin acaba?”


“Böyle gelişigüzel konuşmayı bırak.”


Burada özellikle, karıştırılan
birkaç sözcüğü de anlatmadan geçmeyelim.


Herhangi bir sorun yok
ortalıkta.”


Hiçbir soru zor değildi.”


Birtakım insanlar
giyimlerine önem vermezler.”


Birkaç kişinin sözü birçoğunu
üzdü.”


Elverir ki bir gün bana,
gel, desin.”





YAZIMI KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER


Kimi sözcüklerin yazımı çoğu zaman,
seslerin yeri değiştirildiğinden yanlış olur. Bunlardan birkaçını gösterelim.

[table:dd54 class="MsoNormalTable" style="width: 300pt; border-collapse: collapse;" id="AutoNumber1" width="400" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"] [tr style=""] [td:dd54 style="padding: 0cm; width: 52.5pt;" valign="top" width="70"]


Yanıl

Yalın

Kırp
[/td] [td:dd54 style="padding: 0cm; width: 26.25pt;" valign="top" width="35"]







[/td] [td:dd54 style="padding: 0cm; width: 45pt;" valign="top" width="60"]


ış

ız

ık
[/td] [td:dd54 style="padding: 0cm; width: 42.75pt;" valign="top" width="57"]


®️

®️

®️
[/td] [td:dd54 style="padding: 0cm; width: 67.5pt;" valign="top" width="90"]

D


yanlış

yalnız

kirpik
kibrit
[/td] [td:dd54 style="padding: 0cm; width: 66pt;" valign="top" width="88"]

Y


yalnış

yanlız

kiprik
kirbit
[/td] [/tr][/table]





KISATMALARIN YAZIMI


·
Sözcüklerin baş harflerinin alınmasıyla
oluşturulan kısaltmalar daima büyük harfle yazılır. Bu kısatmalara ek
getirilirken, harflerin ifade ettiği sözcükler söylenmez sadece harfler
okunarak getirilir.



“ÖSS’de başarılı olamadı.”


cümlesinde eğer harflerin ifade
ettiği sözcükleri söylesek ek “Öğrenci Seçme Sınavı’nda” şeklinde olacaktı.
Kısaltıldığında “de” şeklinde olmuştur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:24 pm

KELİME ANLAMI





GENEL BİLGİLER


Sözcük, çoğu zaman, dilin kendi
başına anlamı olan en küçük parçası, diye tanımlanır. Ağaç, hayal, dost
gibi sözcükler buna örnektir. Bazı sözcükler ise tek başına anlam taşımayıp
diğer sözcüklerle bir araya geldiğinde belli bir anlam ifade eder: için,
gibi, göre
vs.


ÖSS’de sözcük anlamına dayalı
sorular değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar. Kimileri “Aşağıdakilerden
hangisinde altı çizili sözcük mecaz anlamıyla kullanılmıştır?” gibi bilgiye
dayalı olduğu halde, kimileri “Aşağıdakilerden hangisinde “gün” sözü
ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?” gibi sözcüğün cümle içindeki yorumuyla
ilgilidir. Hatta yoruma dayalı sorular sözcük anlamıyla ilgili soruların çoğunu
oluşturur.





GERÇEK, MECAZ VE YAN (YAKIŞTIRMA)
ANLAM


Gerçek anlam, bir sözcüğün
temel anlamıdır; buna sözcüğün ilk akla gelen anlamı ya da sözlükteki ilk
anlamı da denir. Bir sözcüğün diğer anlamları gerçek anlamından yola çıkılarak
oluşturulmuştur. Örneğin “Burun” dendiğinde aklımıza ilk gelen, insanın bir
organıdır. Öyleyse; “Burnundaki benler onu öyle tatlı gösteriyordu ki...”
cümlesindeki “burun” sözü insanın bir organı anlamında olduğundan gerçek
anlamında kullanılmıştır. Ancak aynı söz; “Bugünlerde burnu büyüdü kimseleri
gözü görmüyor.” cümlesinde insanın bir organı anlamını vermekten çok uzaktır.
Temelde bu, gerçek anlamdan doğmuş ancak tamamen farklı bir özellik kazanmıştır.



İşte sözcüğün gerçek anlamından
tamamen uzaklaşarak kazandığı bu anlama mecaz anlam diyoruz.


Bir de sözün, çoğu kaynağın mecaz
anlama dahil ettiği ancak mecaz anlamdan biraz farklı olması yönüyle yan anlam
ya da yakıştırma diye de anılan bir anlamı vardır. Yukarıda verdiğimiz “burun”
sözünü “Ayakkabımı biraz küçük almışım; burnu ayağımı sıkıyor.” cümlesinde ele
alalım. Buradaki “burun” sözü gerçek anlamda değildir; çünkü “insanın bir
organı” ifadesini taşımıyor. Tam olarak mecaz anlama da girmez; çünkü temelde
gerçek anlamla yakın bir ilgisi vardır. Ayakkabının o kısmına burun denmesinin
nedeni insanın burnuna konum itibariyle benzemesindendir. İşte sözcüğün, gerçek
anlamında karşıladığı varlığa şekil benzerliğinden dolayı başka bir varlığa verilmesine
yan anlam ya da yakıştırma denir.





SOMUT VE SOYUT ANLAM


Sözcükler varlıkları ve kavramları
karşılar. Varlık, madde olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir
nitelik taşır. Örneğin; ağaç, yeşil, kalem gözle; soğuk, ıslak dokunmayla; ses,
gürültü işitmeyle; koku koklamayla; acı, ekşi tatmayla algılanabilir. İşte duyu
organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz bu sözcüklere somut anlamlı
sözcükler denir.


Oysa üzüntü, sevgi, özlem, hasret,
rüya gibi sözcükleri herhangi bir duyumuzla algılayamayız; bunların sadece
kavram olarak var olduğunu kabul ederiz. İşte bu tür sözcüklere de soyut
anlamlı
sözcükler denir.


Bir sözcük her zaman somut
olamayacağı gibi her zaman soyut da değildir. Bir cümlede somut olan sözcük
başka bir cümlede soyut anlam taşıyabilir. Örneğin; “Bu iki çizgi arasındaki
açı kırk beş derece vardır.” cümlesindeki “açı” sözcüğü ölçülebilen bir değer
taşıdığından somut anlamlıdır. Aynı sözcük “ Sen bu sorunu hangi açıdan ele
aldın?” cümlesinde, ölçülebilen bir değer olmaktan çıkmış, mecaz anlam
kazanarak soyut bir kavramı karşılar duruma gelmiştir.





TERİM ANLAM


Herhangi bir bilim, sanat ya da
meslekle ilgili özel bir kavramı karşılayan sözcüklere terim denir. Yeni
bulunan bir kavram, yeni bir terimle karşılanabileceği gibi, günlük hayatta
kullanılan bir sözcüğe özel bir anlam verilerek de karşılanabilir. Örneğin
“ağız” sözü “Adamın ağzında diş kalmamış, hala genç gibi davranıyor.”
cümlesinde gerçek anlamında ve günlük kullanımıyladır. Aynı söz “İstanbul’da
büyümüş; ama Karadeniz ağzıyla konuşuyor.” cümlesinde dilbilgisinde bir tanım
olan “yöresel konuşmalara dilde verilen karşılık” anlamına gelerek bir terim
oluşturmuş. Ya da “Irmağın ağzı toprakla dolmuştu.” cümlesinde olduğu gibi
“ırmağın denize karıştığı yer” anlamında kullanılarak coğrafi bir terim
olmuştur.





EŞ ANLAM


Aynı kavramı karşılayan farklı
sözcükler eş anlamlıdır. Örneğin “ayakkabı” sözü ile “kundura” sözü aynı
nesneyi karşıladıkları için eş anlamlı sayılır. Ancak bir sözcük daima başka
bir sözcükle eş anlamlı olmaz. Bazen aynı sözcük farklı cümlelerde eş ya da
farklı anlamlar da taşıyabilir. Cümlenin gelişine göre eş anlamlılık durumu
değişir. Örneğin; “Çocuğun kara gözleri, büyüleyiciydi.” cümlesindeki “kara”
yerine “siyah” diyebiliriz. Ancak “Ah alnımın kara yazısı!” sözündeki “kara”
yerine “siyah” getirilemez. Çünkü “kara” sözü cümlelerin ikisinde de farklı
anlamlar veriyor. Dolayısıyla ikinci cümlede mecaz anlama geldiği için yerine
“siyah” sözcüğünü getiremiyoruz.





KARŞIT (ZIT) ANLAM


Birbirine karşıt kavramları
karşılayan sözcüklerdir. Karşıt anlamlı sözcükler iki zıt noktayı belirtirler.
Örneğin; “güzel” sözcüğünün karşıtı “itici” olamaz çünkü iticilikte sevimsizlik
anlamı da vardır. Oysa “güzel” sözü sevgiyi beraberinde ifade etmez. Bunun
karşıtı ancak “çirkin”dir. Aynı durum eylemlerde de görülür. Örneğin; “sevmek”
eyleminin karşıtı “sevmemek” değildir. Çünkü “sevmek” iyi bir duygunun
varlığını bildirir. Sevmemekte ise bu duygunun bulunmadığı anlamı vardır. Oysa
karşıtlıkta, olan duygunun tam karşıtı olmalıdır; bu da “nefret etmek”tir. Bu
nedenle karşıtlıkla olumsuzluğun farkını görmek önemlidir.





DEYİM


En az iki sözcükten meydana gelen,
sözcüklerden en az birisi mecaz anlamıyla kullanılan, cümlede eylem bildiren
söz öbekleridir. Deyimi oluşturan sözcükler çoğu zaman kendi anlamlarından
uzaklaşmış görülürler. Örneğin; “Haberi duyunca etekleri zil çaldı.” cümlesinde
“etekleri zil çalmak” çok sevinmek anlamına gelen bir deyimdir. Ancak burada
etek, zil, çalmak sözlerinin sevinmekle bir ilgisinin olmadığı açık.


Bazı deyimlerde ise sözcükler gerçek
anlamlarını tamamen yitirmemiş olabilir. Örneğin; “Yükte hafif pahada ağır
ne varsa getirin.” cümlesindeki altı çizili deyimde “yük” ve “paha”
sözcüklerinin gerçek anlamlı olduğu açıktır.


Deyimler genellikle bir eylem bildirir.
Bu nedenle bir eylem gibi çekimlenebilir. Bu yönüyle atasözlerinden farklılık
gösterir. Atasözleri daima cümle halinde bulunup yargı bildirirlerken, deyimler
mastar olarak da kullanılabilir. Örneğin “küplere binmek” deyimdir ve
“sinirlenmek” anlamındadır. Mastar halinde de anlamlıdır. Ancak bu açıklamaya
uymayan deyimler de vardır. Örneğin, “Dün az kalsın kaza yapıyordum.”
cümlesinde altı çizili söz deyim olarak verilmiş. Biz bu deyimi “az kalmak”
şeklinde mastar olarak kullanamayız. Aslında bir eylem de bildirmeyen bu tür
sözler, deyimlerin genel niteliklerine pek uymaz.





ATASÖZÜ


Yıllar önce söylenmiş, dilden dile
aktarılarak günümüze kadar gelmiş, öğüt bildiren, genel kural niteliği taşıyan
söz öbekleridir. Genellikle kesin bir yargı bildiren cümleler biçiminde
görülür.


Atasözlerinin söyleyeni belli
değildir. Sadece mecaz anlam veren atasözü olabileceği gibi, sadece gerçek ya
da hem gerçek hem mecaz anlam taşıyanlar da vardır. Örneğin; “Tatlı dil yılanı
deliğinden çıkarır.” atasözü sadece mecaz; “Dost ile ye iç, alışveriş etme.”
sadece gerçek”; “Taşıma su ile değirmen dönmez.” hem gerçek hem mecaz anlam
verir.





SESTEŞ (EŞSESLİ) SÖZCÜKLER



Yazılışları aynı, anlamları arasında
hiçbir ilgi bulunmayan sözcüklerdir. Örneğin;


Bir gül de içimiz
aydınlansın.


Bu gül bahçesini çok severim.


cümlelerinde altı çizili sözlerin
yazılışları aynıdır. Ancak birincisi eylem, diğeri çiçek ismi olan bu sözler
arasında hiçbir anlam ilgisi yoktur. Öyleyse bunlar sesteş sözcüklerdir.





ÖZDEYİŞ (VECİZE)


Kim tarafından söylendiği bilinen
özlü sözlerdir. Genellikle evrensel nitelikler gösterir.


Düşünüyorum, öyleyse varım.


Descartes





YANSIMA SÖZCÜKLER


Doğada duyulan seslerin taklit
edilmesiyle oluşan sözcüklerdir. Bu sözcüklerde ses-anlam ilişkisi güçlüdür. Bu
tür sözcükler sese dayalı olduğundan çoğu dilde benzerlik gösterir.


Çalılıktan çıtır çıtır sesler
geliyordu.


Köpek acı acı havlıyordu.


Su şırıl şırıl akıyordu.


cümlelerinde altı çizili sözler
yansımadır.


Yansıma sözcüklere benzeyen ancak
ses ilgisi bulunmadığından yansıma denmeyen sözcükler de vardır.


Güneş pırıl pırıl parlıyordu.


Işıl ışıl bir güne merhaba
dedik.


cümlelerinde altı çizili sözler sese
dayalı olmadığından yansıma değildir.





İKİLEME


Sözün anlamını
pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri oluşturmak için
iki sözün bir araya getirilmesiyle oluşan söz öbeğidir. İkilemeler yapıca ve
anlamca farklılıklar gösterir.



a. Aynı sözcüğün tekrarıyla
yapılabilir.



Usul usul sınıfı terk etti.


Koşa koşa
geldi.



b. Yakın anlamlı sözcüklerin
tekrarıyla yapılabilir.



Yalan yanlış sözlerle ortalığı
karıştırdı.


Artık kimsede ar
namus kalmadı.



c. Karşıt anlamlı sözcüklerin
tekrarıyla yapılabilir.



Aşağı yukarı iki aydır kimse
uğramadı buraya.


İşin aslını er
geç
öğreneceğim.



d. Biri anlamlı biri anlamsız
sözcüklerle yapılabilir.



Eğri büğrü yollardan denize
ulaştık.


İçeriye ufak tefek bir adam girdi.



e. Her ikisi de anlamsız sözcüklerle yapılabilir.



Ivır zıvır eşyaları tavan
arasına kaldırdık.


Böyle eften
püften
sebeplerle oyalama beni.



f. Sözcüklerden biri ya da her
ikisine ekler getirilerek yapılabilir.



Beni baştan aşağı şöyle bir
süzdü.


Onunla başa baş mücadele
etti.


Her ikileme cümleye değişik bir
anlam katar.


Yüzüme acı acı gülümsedi.
(kuvvetlendirme)


Gideli aşağı yukarı iki gün
oldu. (ihtimal)


Ivır zıvır eşyaları atın.
(değersiz)


Caddede sıra sıra ağaçlar
vardı. (çokluk)





AD AKTARMASI


Benzetme ilgisi kurmadan bir sözün
başka bir söz üzerine kullanılmasıdır. Bunda, parça söylenip bütün, genel
söylenip özel çağrıştırılabilir.


“Biz hilale şan arayan gemicileriz.”


dizelerinde “hilal” sözü bayrak
yerine kullanılmıştır.


“Bu derste Fikret’i okuyacağız.”


sözünde “Fikret” sözü Fikret’in
şiirleri anlamında kullanılmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:25 pm

CÜMLE ANLAMI



CÜMLE
ANLAMI



Cümle,
yargı bildiren sözcük ya da söz öbeğidir. Bir sözün yargı bildirmesi, şahıs ve
kip bildirecek biçimde çekimlenmesine bağlıdır. Bu özelliği gösteren tek bir
sözcük cümle olabileceği gibi birbirini tamamlayan birçok sözcük de cümle
özelliği gösterebilir. Yani “geliyorum”, “hastayım” sözleri de cümledir; “Dün
seni okulun bahçesinde arkadaşlarınla gezerken görmüştüm.” de cümledir. Daha
uzun cümleler de kurulabilir.



Bizim
burada üzerinde duracağımız konu cümlenin yapısal özellikleri değil
anlamlarıdır. Sınavlarda çıkan cümle anlamıyla ilgili soruları iki grupta
değerlendirebiliriz. Birincisi cümlelerin anlamca eşleştirilmesi şeklindedir.
Bir bilgi gerektirmeyen bu tür soruların çözümünde cümlelerin ifade ettiği
anlamların iyi kavranması gerekir. Kimi zaman ise bu şekilde eşleştirme
sorulmaz da cümlede anlatılmak istenenin ne olduğu, sözü edilen düşünceyle,
hangi cümlenin aynı doğrultuda olduğu ya da sözü edilen düşünceyle hangi
cümlenin çeliştiği sorulabilir



Bazı
cümle anlamı soruları da cümle tamamlama biçiminde olabilir.



İkinci
grup cümle anlamı soruları ise kavramlar ve duygularla ilgilidir. “Tanım,
üslup, değerlendirme, öznellik, nesnellik, karşıtlık, eşitlik, karşılaştırma,
önyargı, neden-sonuç, koşula bağlılık, beğenme...” sorulan kavram ve
duygulardan bazılarıdır. Bunlardan önemli gördüklerimizi açıklayarak konuyu
pekiştirelim.






TANIMLAMA



Bir
şeyin ne olduğunu anlatan cümleler tanım cümleleridir. Bu tür cümleler “Bu
nedir?” sorusuna cevap verir. Örneğin, “Sözcük, dilin anlamlı en küçük
parçasıdır.” cümlesinde tanım yapılmıştır. Çünkü, “Sözcük nedir?” sorusuna
cevap verir.






ÜSLUP



Sanatçının
dili kullanma biçimi, anlatım şekli üslupla ilgilidir. Cümlelerin uzunluğu,
kısalığı, sözcük seçimi, sanatlı ya da yalın oluş, sanatçının üslubunu ortaya
koyar. Örneğin, “Sanatçı eserinde gerçekleri dile getirir.” cümlesi üslupla
ilgili değildir. Çünkü anlatımdan söz edilmemiş. Ancak “Sanatçı, eserinde
gerçekleri kısa, yalın cümlelerle dile getirmiş.” sözü üslupla ilgilidir.






KARŞILAŞTIRMA


Bir
düşünceyi ya da kavramı daha anlaşılır hale getirmek için onu başka bir düşünce
ya da kavramla herhangi bir yönden değerlendirmeye denir. Karşılaştırma, ortak
ya da farklı yönlerden yapılabilir. Örneğin “Ahmet’in boyu Ali kadar uzundur.”
cümlesinde Ahmet ve Ali boyları yönünden karşılaştırılmışlardır. “Ali,
Ahmet’ten çalışkandır.” cümlesi de bir karşılaştırmadır. Karşılaştırma
çalışkanlık yönünden yapılmış. “Ahmet gezmeyi çok sever, Ali ise ders çalışmayı
tercih eder.” cümlesinde de karşılaştırma vardır. Ali ve Ahmet sevdikleri
durumlar yönünden karşılaştırılmışlardır.



Karşılaştırmayla
benzetmeyi karıştırmamalıyız. Karşılaştırmada üstünlük, aşağılık ya da aynı
seviyede olmak gibi bir derecelendirme vardır. Benzetmede bu görülmez. “O aslan
gibi bir delikanlıdır.” cümlesinde benzetme vardır. Ancak “O aslan kadar
güçlüdür.” cümlesinde karşılaştırma vardır; çünkü birincisinde benzerlik,
ikincisinde derecelendirme söz konusudur.






ÖZNELLİK
VE NESNELLİK



Kimi
yargıların kişiden kişiye değişen göreli bir yanı vardır. Bu yargıların doğru
ya da yanlış olduğu kanıtlanamaz. Söyleyenin yorumunu içeren bu tür yargılara
öznel yargılar denir. Örneğin “En beğenilen edebiyat türü romandır.” cümlesinde
beğeni ifadesi, söyleyenin yorumuna bağlıdır ve bu yorum kişiden kişiye
değişir.



Doğruluğu
ya da yanlışlığı kişiden kişiye değişmeyen, kanıtlanabilir bir bilgi özelliği
taşıyan ve söyleyenin yorumunu içermeyen yargılar ise nesneldir. Örneğin, “En
çok satan romanlar aşk romanlarıdır.” cümlesi nesneldir. Çünkü satış rakamları
incelenerek kanıtlanabilecek bir bilgi cümlesidir.






DEĞERLENDİRME



Bir
sanat eserinin, sanatçının ya da herhangi bir durumun iyi ya da kötü yönlerini
ortaya koymaya veya özelliklerini belirlemeye değerlendirme denir.
Değerlendirmeler öznel ya da nesnel nitelik gösterebilir. Örneğin “Sanatçı
şiirinde yabancı sözcüklere hiç yer vermemiş.” cümlesi nesnel bir
değerlendirmedir. Ancak “Şiirde her insanı derinden etkileyen hayal alemlerine
yer verilmiş.” cümlesi öznel bir değerlendirmedir.



Değerlendirme
belli bir eser, kişi ya da durum üzerine yapılır ve genel kanı niteliği
taşımaz.






KOŞULA
BAĞLILIK



Bir
eylemin ya da durumun gerçekleşebilmesi için önceden olması gereken başka bir
durumun varlığı, koşula bağlılıktır. Örneğin “Sizinle gelirim, ama önce bu işi bitirmeme
yardım ederseniz.” cümlesinde “gelme” eyleminin olması “yardım etme” eyleminin
gerçekleşmesine bağlıdır. Koşul olarak ileri sürülen durum gerçekleşmezse sonuç
olacak durum da gerçekleşmez. Cümledeki koşulu bulabilmek için yükleme “hangi
şartla, hangi taktirde” gibi sorular sorulabilir.






NEDEN
- SONUÇ



Bir
eylemin hangi gerekçeyle ya da hangi nedenden dolayı yapıldığını bildiren
cümlelerde neden-sonuç ilgisi vardır. Bunu bulmak için yükleme “niçin” sorusu
sorulabilir. Bu tür sorularda neden-sonuç sorulabileceği gibi hangi gerekçeyle
yapıldığı da sorulabilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:25 pm

PARAGRAF



Paragraf, bir düşünceyi tam olarak anlatabilmek için bir araya getirilen
cümleler topluluğudur. Yani paragrafın bütün cümleleri aynı konuyu işler ve
aynı düşünceyi açıklar ya da destekler. Tek bir düşünce etrafında oluştuğundan
kendi içinde bir bütünlük gösterir; kendinden önceki ya da sonraki paragraflara
bir bağlılık göstermez.



Bu
konudaki sorular paragrafın değişik özellikleriyle ilgilidir. Genellikle
paragrafın ana düşüncesi, yardımcı düşünceleri, konusu, başlığı sorulur ya da
paragrafın oluşturulmasıyla ilgili özellikler üzerinde durulur. Bir veya iki
tane soruda da paragrafın anlatımıyla ilgili bilgiler sorulabilir.



Paragraf
sorularının çözümünde bazı noktalara dikkat etmeliyiz. Bunlardan en önemlisi
paragrafa yorum karıştırmamaktır. Paragrafı okurken önyargılarımızı,
kabullerimizi bir kenara bırakıp paragrafta sözü edilenler üzerinde durmalıyız.

Bazen bize göre çok yanlış bir düşüncenin doğruluğu savunulabilir. Paragrafta
ne savunulursa onun doğru olduğu kabullenilerek soruya yaklaşmak gerekir.






PARAGRAFIN
KONUSU



Paragrafta
hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da durumlar konuyu verir. Konuyu bulmak
için “Parçada neden söz ediliyor?” diye sorabiliriz. Yani üzerinde durulan
neyse konu da odur. Bununla ilgili sorular değişik soru kökleriyle karşımıza
çıkar.



“Bu
parçada aşağıdakilerden hangisinden söz edilmektedir?”



“Bu
parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?”



“Bu
parçada aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?”



gibi
sorular konuyu sorar.



Parçada
konuyu soran bir diğer soru şekli de paragrafın bir soruya cevap olarak
verilmesidir. Elbette bunlarda yazara sorulan sorunun konusu neyse cevap da o
konuda olacaktır.



Konumuzun
paragraf olması, konu, başlık, anadüşünce vs. gibi soruların sadece paragraftan
olacağı anlamına gelmez. Bazen bir şiir parçası verilerek de bu tür özellikler
sorulabilir.






PARAGRAFIN
BAŞLIĞI



Paragrafın
bir düşünce etrafında döndüğünü ve daima bir konudan söz ettiğini söylemiştik.
Bir bakıma paragraf, bir makalenin, bir denemenin, bir fıkranın küçültülmüş
şekli gibidir. Öyleyse nasıl bu tür yazıların bir başlığı varsa, paragrafın da
bir başlığı olur. Ancak yazı başlıklarının dikkati çekme, ilgi uyandırma ya da
şaşırtma gibi özellikleri vardır. Oysa paragrafın başlığı bu amaçla seçilmez.
Konuyu en iyi şekilde yansıtan bir veya birkaç söz başlık olarak belirlenir.






PARAGRAFIN
ANADÜŞÜNCESİ



Anadüşünce,
parçada yazarın okuyucuya vermek istediği mesajdır. Buna yazarın paragrafı
yazma amacı da diyebiliriz. Her paragrafın belli bir anadüşüncesi vardır. Bu
düşünce bazen paragrafın herhangi bir yerinde bir cümle halinde verilir. Diğer
cümleler bu düşünceyi açıklar ya da destekler. Bazen ise belli bir cümleyle
verilmez, paragrafın bütününe sindirilir.



Paragrafın
anadüşüncesini bulabilmek için kendimize “Yazar bu parçayı hangi amaçla
yazdı?”, “Bize ne demek istedi?” gibi soruları sorabiliriz.



Anadüşünce,
değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar.



“Bu
paragrafın anadüşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?”



“Bu
paragrafta anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?”



“Bu
parçada aşağıdakilerden hangisi vurgulanmıştır?”



gibi
sorular anadüşüncenin sorulduğu soru tiplerinden bazılarıdır.



Anadüşünceyi
veren cümleler kesin bir yargı bildirir, açık ve anlaşılır bir anlam taşır.



Anadüşünce,
parçada sözü edilenleri en kapsamlı bir biçimde bildirir. Parçada olmayan
konular anadüşünce içinde yer almayacağı gibi, parçanın bir kısmını bildiren
cümleler de anadüşünceyi vermez. Parçanın tümünü kapsayacak biçimde olması
gerekir onun.



“Bir
dilin söz dağarcığıyla o dili konuşan toplumun yaşama biçimi arasında çok sıkı
bir ilişki vardır. Sözgelimi sözcük sayısı Türkçeye oranla çok fazla olan
İngilizcede yeşil için birkaç sözcük bulunurken, Türkçede, doğayla içli dışlı
olmanın bir sonucu olarak yosun yeşili, çağla yeşili, tirşe, ördekbaşı gibi
birçok sözcük vardır. Bunun gibi, söz dağarcığını oluşturan öğelerin somutluğu,
soyutluğu da yine toplumun yaşama biçimine bağlıdır.”



Yukarıdaki
parçaya baktığımızda toplumun yaşayış biçimiyle söz dağarcığı arasında ilgi
kurulduğunu görürüz. Yazar bize vermek istediği mesajı ilk cümlede vermiş. Daha
sonra “sözgelimi” diyerek ileri sürdüğü bu düşünceyi örneklendirmiş. İlk
cümlenin genel ve kesin bir yargı bildirmesi de anadüşünceyi vermesinin diğer
bu yanıdır. Bu parçadan “Türkler doğayla iç içe yaşadığı için doğayla ilgili
birçok sözcüğe sahiptir.” yargısını çıkarabiliriz. Ancak bu yargı anadüşünce
olmaz; çünkü parçanın sadece bir kısmını karşılar. “Söz dağarcığının genişliği
toplulukların gelişmişlik düzeyini gösterir.” gibi bir yargı ise gerçekte doğru
olsa bile parçada sözü edilmediğinden parçanın anadüşüncesi olamaz.






PARAGRAFIN
YARDIMCI DÜŞÜNCELERİ



Her
paragrafın tek bir konu üzerinde durduğunu ve bir anadüşünce etrafında
döndüğünü söylemiştik. Paragrafta bunun dışında, anadüşüncenin daha iyi
açıklanmasını sağlayan, onu daha belirgin hale getiren, işlediği konunun
sınırlarını çizen düşünceler de vardır. Bu düşüncelere de paragrafın yardımcı
düşünceleri denir. Bir paragrafta anadüşünce bir tane iken yardımcı düşünce
sayısı birden fazla olabilir.



Yardımcı
düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman olumsuz biçimdedir.



Bu
paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?”



“Bu
paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?”



“Bu
parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?”



gibi
sorular hep yardımcı düşünceleri sormaktadır. Bir parça üzerinde yardımcı
düşünceleri inceleyelim.



Gündelik dil bilincimiz ile algımız, ister istemez
birtakım toplumsal kalıplarla koşullanmıştır. Oysa şiirin, öykünün, romanın
sunduğu kurmaca dünya, bizim yeni bir algı durumuna girmemizi gerektirir.
Gerçekte, okuma sırasında bir beklentiden ötekine, bir varsayımdan ötekine
geçerek sürdürdüğümüz bilinç etkinliği, bu yeni algı konumunun aranışından
başka bir şey değildir. Haşim’in şiirindeki karanfil, bizim gündelik
deneylerimizden tanıdığımız karanfil olmaktan çok uzaktır.”



Şimdi
bu parçadan hangi düşüncelerin çıkabileceğine bakalım.



a.
Toplumsal kalıplar
algımızı ve bilincimizi koşullandırır.



b.
Şiir, öykü, roman
gibi türler bize kurmaca bir dünyanın kapılarını açar.



c.
Şiirin kurduğu dünya
ile romanınki birbirinden oldukça farklıdır.



d.
Okuma sırasında
bilinç etkinliğimiz sürekli değişir.



e.
Şiirin etkileme gücü,
düzyazıdan daha çoktur.



f.
Gündelik hayatta
karşılaştığımız nesneler, şiirde karşımıza farklı nesneler olarak çıkabilir.



g.
Haşim şiirinde
karanfili en güzel biçimde betimlemiştir.



Parçayı
incelediğimizde, şiirle romanın karşılaştırmasının yapılmadığını görürüz.
Öyleyse c’deki cümle parçadan çıkmaz. Eserlerin etkileme gücünden söz
edilmediğinden e, Haşim’in karanfili nasıl betimlediğinden söz
edilmediğinden g parçadan çıkarılamaz. Diğerlerine ise parçada yer
verilmiştir.






PARAGRAFIN
YAPISI



Paragrafın; bir makalenin, denemenin ya da başka
bir yazının küçültülmüş biçimi olduğunu önceki sayımızda söylemiştik. Nasıl bu
tür yazıların giriş, gelişme ve sonuç bölümleri varsa, bir paragrafın da bu tür
bölümleri vardır. İşte paragrafın yapısıyla ilgili sorular böyle bir
bölümlemeyi ortaya çıkarmak için sorulur.



Paragrafın
yapısı değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar.



·
Bazı sorular
paragraf oluşturmayla ilgilidir. Yani bir paragraf oluşturabilecek cümleler
dağınık olarak verilir ve öğrencinin bunlardan bir paragraf oluşturması
istenebilir. Bu tip sorularda cümlelerin anlamca ve yapıca birbirine
bağlanabilmesi aranmalıdır.



·
Bir paragraf
kendi içinde bir bütünlük oluşturur. Bu yüzden kendinden önceki veya sonraki
paragraflara yapıca bir bağlılık göstermez. Öyleyse paragrafın ilk cümlesi onu
kendinden önceki cümlelere bağlayan herhangi bir anlam veya bağlayıcı öğe
taşımamalıdır. Bir başlangıç ifade etmelidir. Aynı zamanda kendinden sonraki
cümlelere de anlamca bağlılık göstermelidir.



·
Paragraf
tamamlamanın sorulduğu bir diğer soru tipinde de son cümle sorulur. Parçanın
son cümlesi bir bitiş bildirir. Ya anlatılanlardan bir sonuç çıkarılır ya da
bir olayın bitişini gösterir. Bu soruların çözümünde cümlelerin anlamca
bağlılığı yanında yapısal olarak bağlanmalarına da dikkat edilmelidir.



·
Son yıllarda
sorulan paragraf oluşturmayla ilgili diğer bir soru tipi, paragrafın içine
cümle yerleştirme şeklindedir. Bu tip sorularda cümlelerin hem anlam hem yapı
bakımından uygun olduğu yer aranmalıdır.



·
Gittikçe soru
sayısı artan diğer bir paragraf tipi, düşüncenin akışının bozulmasıyla ilgili
olanlardır. Bir paragrafın tek bir düşünceyi aktardığını, cümlelerin hep bu
düşünce etrafında döndüğünü önceki bölümlerde anlatmıştık. İşte bir paragraf
içinde, paragrafın düşünce bütünlüğüne uymayan cümle varsa, bu cümle anlatımın
akışını bozmaktadır.



·
Düşüncenin
akışıyla ilgili bir diğer soru tipi de, parçanın iki paragrafa bölünebilmesiyle
ilgilidir. Bu tip parçalarda, parçanın bir bölümünde bir düşünce, ikinci
bölümünde başka bir düşünce işlenir.



·
Bazı tip
sorularda ise düşüncenin akışı cümlelerin yanlış yerde bulunmasından dolayı
bozulmuştur. Bu tür sorularda numaralanmış cümlelerin uygun bir biçimde
düzenlenmesi istenir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:26 pm

PARAGRAFLARDA
SORULAN
KAVRAMLAR VE
DUYGULAR



Bazı
paragraf sorularında kişilerin nitelikleri üzerinde ya da yazının özellikleri
üzerinde durulur. Bu tip sorularda seçeneklerde geçen kavramların duyu ve
duyguların bilinmesi gerekir. Bunlardan bazıları şunlardır:



Özgünlük:
Başkasına benzememe, kendine has olma
demektir. Parçalarda genelde taklitçilikten kaçınma ve yenilikçi olmayla
açıklanır.



Doğallık:
Yapmacıksız, süs ve özentiden uzak, günlük
hayatta olduğu gibi olma demektir.
Duruluk: Açık ve anlaşılır olma, kapalı ifadelerden kaçınma, söylenmek isteneni
imgeler arkasına gizlemeden anlatma demektir.



Akıcılık:
Okuyucuyu sıkmayan, sürükleyici bir anlatıma
sahip olma demektir.



Özlülük:
Az sözle çok şey ifade edebilme, sözü
uzatmaktan kaçınma demektir.



Yoğunluk:
Birçok anlamı bir arada verme, anlam içinde
anlam bulunması demektir.



Kimi
zaman da parçada ağır basan duyu ve duygular sorulabilir. Duyu ve duyguyu
birbirine karıştırmamak gerekir. Duyu dışarıdaki nesneleri algılama yolumuzdur.
Nesneler beş duyu organıyla algılanır. Duygu ise içimizden geçen hislerdir.
Sevinç, keder, hoşgörülü olma, alçak gönüllülük...






ANLATIM
BİÇİMLERİ



Paragrafta yazarın herhangi bir düşünceyi ya da
durumu ortaya koyma biçimine anlatım denir. Yazar aktaracağı duruma uygun bir
anlatım biçimi seçemezse, yazısının etki gücü azalır. Bir bilgiyi aktarmakla
bir olayı hikaye etmek ya da bir manzarayı betimlemek farklı bir anlatım
gerektirecektir.






Bu
biçimleri şu şekilde açıklayabiliriz.



1.
Açıklama



Öğretici
özellik gösteren bir anlatım biçimidir. Yazarın amacı bilgiyi en kısa yoldan
okuyucuya anlatmak olduğundan, yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere pek
yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır. Soyutluktan, kişisellikten
kaçınır. Tanımlarla, örneklerle konunun en iyi biçimde anlaşılmasını sağlar.
Ansiklopedilerde daha çok bu tür bir anlatım görülür.






2.
Tartışma



Yazarın,
bir düşüncenin, bir önerinin doğru olmadığını ortaya koymak amacıyla
hazırladığı yazılarda başvurduğu bir yöntemdir. Yazar okuyucuyla sohbet
ediyormuş gibi bir üslupla yazısını oluşturur. Devrik cümlelerle, soru ve
cevaplarla yazısına akıcılık kazandırır. Sonuçta burada da bilgi ortaya konmuş
olabilir; ancak bir görüşün başka bir görüşe karşı savunuculuğunun yapılması
onu açıklamadan ayırır. Yazar, görüşlerini inandırıcı kılmak için kanıtlama
yoluna başvurur. Kanı niteliği taşıyan yargılardan kaçınır, nesnel olmaya
çalışır.






3.
Betimleme



Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak
biçimde anlatmasıyla oluşan bir anlatım biçimidir. Betimlemede asıl olan
görselliktir. Bu nedenle gözle algılanan renk ve biçim ayrıntılarına büyük yer
verilir.






Betimlemeler
iki grupta incelenir.



a.
Ruhsal betimleme :
İnsanların iç
dünyasıyla tanıtıldığı, tavır ve davranışlarının ele alındığı betimleme
türüdür. Görsellikten çok, izlenim ve sezginin ağır bastığı bu betimlemeler
sadece insanlara özgüdür.



“İçli,
çok duygulu bir adamdı; konuşurken hem ağlar hem ağlatırdı...” sözleri bu tür
betimlemedir.



b.
Fiziksel betimleme :
Gözle
görülenin anlatıldığı betimlemelerdir. Kişinin dış görünüşüyle betimlenmesi ya
da dış dünyanın anlatılması bu türdendir.



Betimlemelerde
yazar nesnel olabileceği gibi gözlemlerine duygularını da katabilir.






4.
Öyküleme



Belli
bir zaman diliminde gelişen olayların anlatıldığı durumlarda başvurulan anlatım
biçimidir. Olayın olmadığı yerde öyküleme olmaz. Anlatım yönüyle betimlemeye
benzer; ancak betimlemelerde yazarın izlenimleri söz konusu olduğu halde,
öykülemede olayın aktarımı, durumların değişmesi, zaman süreci söz konusudur.






DÜŞÜNCEYİ
GELİŞTİRME YOLLARI



Her paragrafın belli bir düşünceyi aktarmak için
yazıldığını söylemiştik. Yazar bu düşünceyi okuyucuya değişik şekillerde ortaya
koyarak anlatır. Burada anlatım biçimiyle düşünceyi geliştirme yollarının
farklı şeyler olduğunu da söylemeliyiz. Ancak anlatım biçimi dört tane
olduğundan bir soru haline getirilemez. Bu nedenle geliştirme yollarıyla
birlikte sorulur.






Şimdi sorularda karşımıza çıkan “düşünceyi
geliştirme yolları”nı açıklayalım.



1.
Tanımlama



Kavramların
tanımlar halinde verilmesi şeklinde ortaya çıkar. Tanımın ne olduğunu cümle
anlamında görmüştük. Parça içinde bir tanım cümlesi varsa, tanımlama var
sayılır; bütün paragrafın tanım olması gerekmez.






2.
Karşılaştırma



İki
farklı düşünce, kavram ya da durumun mukayese edilmesiyle ortaya çıkan bir
yöntemdir. Karşılaştırmada, karşılaştırılan olgular arasında bir derecelendirme
söz konusudur. Bir kavram diğerinden üstün, aşağı ya da diğeriyle aynı seviyede
olması yönünden başka bir kavramla karşılaştırılır. Üslup olarak “Bu böyledir;
şu ise şöyledir. “ ifadesi hakimdir.






3.
Örneklendirme



Anlatılan
konuyla ilgili örneklerin verilmesiyle ortaya çıkar. Konuyu daha anlaşılır ve
zihinde daha iyi kalıcı bir niteliğe kavuşturur. Verilen örneğin okur
tarafından bilinen, çağrışım yaptırıcı bir nitelik taşıması gerekir.
Bazen bir fıkra, bir öykücük bile örnek olarak verilebilir.






4.
Tanık Gösterme



Yazarın,
düşüncesini inandırıcı kılmak için, o konuda sözüne güvenilir birinin sözünü
parçasına alıntı yaparak almasıyla oluşur. Genellikle bu söz tırnak içinde
verilir. Sözün olmadığı yerde tanık gösterme de olmaz.



5.
Benzetme



Bir
olguyu anlatırken başka olgularla benzerlik kurma şeklinde oluşur. İki olgu
arasında sağlam bir benzerlik olmalıdır.






6.
İlişki Kurma



İki
kavram arasındaki ilgiden üçüncü bir hüküm çıkarma durumudur. Genellikle
kavramlar arasında ilişki kurulduğu için bu adla verilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:26 pm

SÖZCÜK TÜRLERİ





B - EDAT SOYLU SÖZCÜKLER





EDAT (İLGEÇ)


Kendi başına bir
anlamı olmayan, diğer söz ve söz öbekleriyle kullanıldığında anlam kazanan,
çoğu zaman eklendiği söz öbeğine sıfat, zarf gibi görevler kazandıran
sözcüklerdir. Kimi edatlar cümlede tek başına kullanılıyor olsa bile, anlamlı
olması ancak cümle içinde kullanılmasına bağlıdır.
Edatlar, sözcük türü olarak bağlaçlara yakın olduğundan bazen onlarla
karıştırılabilir. Önce karışan edatlardan başlayarak önemli olanları
inceleyelim. Sınavlarda çıkan edat, bağlaç sorularının daha çok anlama yönelik
olduğunu da söyleyelim.



İle


Edat olarak cümlede değişik anlamlar
verecek biçimde kullanılır. Daha çok kendinden önceki sözcüğe eklenerek “- le,
- la” biçiminde görülür.


“Seyahate tren ile
gidecekmiş.”


cümlesinde vasıta bildirir.


“Bu gece arkadaşlarla bizim
evde toplanıyoruz.”


cümlesinde birliktelik bildirir.


“Ona yaptığının doğru olmadığını
güzellikle anlattım.”


cümlesinde durum bildirir.


Burada “ile”nin edat ve bağlaç oluşu
arasındaki ayrımı da belirtelim.


Cümlede “ile” sözünün olduğu yere
"ve” sözünü koyduğumuzda anlam bozukluğu oluyorsa “ile” edat; olmuyorsa
bağlaçtır.



“Elindeki sopayla gelene
geçene vuruyordu.” cümlesini;


“Elindeki sopa ve gelene geçene
vuruyordu.”


şeklinde söyleyemeyiz. Öyleyse
buradaki “ile” edattır.


“Çantadaki kitapla defteri
masanın üzerine koydu.” cümlesini;


“Çantadaki kitap ve defteri masanın
üzerine koydu.” şeklinde söyleyebiliriz; anlamda bozulma olmaz. Öyleyse
buradaki “ile” bağlaçtır.


Bağlaçlarla ya da diğer sözcük
türleriyle karışan başka edatlar da vardır. Bunlar “yalnız, ancak, bir, tek”
gibi edatlardır. Bu sözcükler kullanıldıkları cümlelerde “sadece” anlamını
veriyorlarsa edat; “fakat” anlamını veriyorlarsa bağlaç görevindedirler.
Bunları cümleler üzerinde gösterelim.


“O kadından şikayet eden yalnız sen
değilsin.”


“Benim sözümü bir sen
dinlemezsin zaten.”


“Bu odaya ancak beş kişi
sığar.”


Tek bu olay değil, daha
birçok sebep var beni kızdıran.”


cümlelerinde altı çizili sözcükler
“sadece” anlamına geldikleri için edat göreviyle kullanılmışlardır. Aynı
sözcükleri değişik görevlerde de kullanabiliriz.


“Ben gelirim, yalnız yol
parasını siz ödersiniz.”


“Söylediklerine inanmıyorum, ancak
benim yapabileceğim bir şey yok.”


cümlelerinde altı çizili sözcükler
“fakat” anlamına geldiklerinden bağlaç olarak kullanılmışlardır.


Bunların dışındaki edatları
cümlelerle gösterelim.


“Buz gibi suyu vardı bu
dağların.”


“Bu kitabı geri vermek üzere
alabilirsiniz.”


“Aslında onu tanımıyor değilim.


“Sabaha karşı kapı usul usul
açıldı.”


“Şimdiye dek tek bir gün bile
dediğin gibi davranamadı.”


“O günden sonra onu bir daha
görmedim.”


“Senin bu inadın yüzünden
kalacağız.”


“Ben oyumu senden yana
kullandım.”





BAĞLAÇ


Kendi başına bir anlamı olmayan,
cümlede eş görevli söz ya da söz öbeklerini hatta cümleleri birbirine bağlayan
sözcüklerdir. Bağlaçlar edatlardan farklı olarak cümle içinde bağladıkları
sözlerin görevlerinde herhangi bir değişme yapmazlar, cümleden
çıkarıldıklarında anlamda değişme olsa bile bozulma olmaz.


Kimi bağlaçlar bağlayacakları
sözcüklerin arasında kullanılır.


“Çiçekçiden karanfil ve gül
aldım.”


Bazı bağlaçlar ise bağladıkları
sözcük sayısınca artarak kullanılır. Cümleye değişik anlamlar katar.


“Bana ne kalem ne
defter verdiler.” (hiçbiri)


“Bana hem kalem hem
defter verdiler.” (hepsi)


Bazı bağlaçlar da cümleleri
bağlamakla görevlidirler. Bunlar tek yüklemle kullanılamazlar.


Mademki o bunu biliyor...”


sözü yüklemi olmasına rağmen anlamca
tamamlanmış bir cümle değildir. Çünkü altı çizili bağlaç cümlede başka bir
yüklemi daha gerekli kılıyor. Yani cümle;


“Mademki o bunu biliyor, niçin
yanında konuşmuyoruz?”


şeklinde tamamlanabilir. Aynı
özelliği aşağıdaki altı çizili bağlaçlarda da görebiliriz.


“Kitabı aldı, fakat bir daha
geri vermedi.”


“Bilmiyorum, çünkü bu konuya
çalışmadım.”


“Kimse onu dinlemiyor, oysa anlattıkları
çok ilginç.”


“Gelecek, ama davet edilmeyi
bekliyor.”


“Koşarak gara geldi, lakin
tren gitmişti.”


“Yemek çok güzeldi, üstelik tatlı
da yapmışlardı.”


“Okulu bitirdi, hatta
dereceye bile girdi.”


Bazı bağlaçlar ise bir sözcük
olmaktan çıkmış, bir söz öbeği haline gelmiştir.


“Herkes onunla alay ediyordu, ne
var ki
o bunu hiç önemsemiyordu.”


“Verdiği görevi yapamayacağımı
anlayınca bana yardıma geldi; ne de olsa o halden anlayan biriydi.”


Bu bağlaçların
dışında özelliği olan, yazımı yönünden eklerle karışan bağlaçlar da vardır.
Bunların en önemlileri “de” ve “ki” bağlaçlarıdır.



“De” bağlacı


Cümlede başka şeylerin de olduğu
anlamını veren ya da çekimli fiillerden sonra gelen “de”ler bağlaçtır.
Kendinden önceki sözcükten ayrı yazılır, kendinden sonra hiçbir ek almaz.
Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulmaz, ancak biraz daralır. Hal eki
olan “-de” eki ise yer ve zaman bildirir, cümleden hiçbir zaman çıkarılamaz.


“Bahçede meyve ağaçları da vardı.”


cümlesinde “Bahçede” sözündeki “-de”
hal ekidir. Çünkü yer bildiriyor; “nerede” sorusuna cevap veriyor. “meyve
ağaçları da” sözündeki “da” bağlaçtır.


Çünkü cümlede ağaçlardan başka
şeylerin de olduğunu bildiriyor. Ayrıca,


“Bahçe meyve ağaçları da vardı.”
dediğimizde anlam bozulduğu halde, “Bahçede meyve ağaçları vardı.” cümlesinde
anlam bozulmaz.


“Size geldim de seni
bulamadım.”


“Çok çalıştı da
kazandı.”



“Ki” bağlacı


Türkçede iki tür “ki”nin olduğunu
biliyoruz. İsmin yerine geçene ve sıfat görevinde bulunana, ilgi eki denir.
Bağlaç görevinde bulunan “ki” daha çok, açıklama yapılırken kullanılır ya da
çekimli fiillerden sonra gelerek cümleye değişik anlamlar kazandırır. Daima
ayrı yazılır ve kendinden sonra hiçbir ek almaz.


“Baktı ki çalışmak zor, işi
bıraktı.”


“Bildiğini anlat ki
gerçekleri görelim.”


“Üsküdar ki en eski yerleşim
yerlerindendir, hala çok sakindir.”


cümlelerinde “ki”ler
bağlaçtır.


“De” ve “ki”
bağlaçları daha çok yazım kurallarında sorulur.



“İse” bağlacı


Cümlede daha çok
karşılaştırma anlamı veren bir bağlaçtır. Bazen kendinden önceki sözcüğe
eklenerek kullanılır.



Örneğin;


“ Hediyeyi annem beğendi, babamsa
hiç önemsemedi.”


cümlesinde altı çizili ek bağlaçtır.
Bu bağlacı şart anlamı veren “-se, -sa” ekiyle karıştırmamalıyız. Şart anlamı
veren ek kendinden sonra ek aldığı halde, bağlaç, kendinden sonra hiç ek almaz.
Üstelik şart anlamı da vermez.


“Sattıkları ev bu ev ise
satın alalım.”


cümlesinde “ise” şart anlamında
olduğu için bağlaç değildir. Ancak;


“Sattıkları bahçe güzeldi, ev ise
pek işe yaramazdı.”.


cümlesindeki “ise” bağlaçtır. Çünkü
şart bildirmeyip karşılaştırma bildiriyor.





ÜNLEM


Kendi başına bir anlamı olmayan, söz
içinde, sevinme, korku, özlem, kızma gibi duyguları anlatan ya da seslenme
bildiren sözcüklerdir. Söyleyişe göre anlam değişmesine uğrar.


Yoo, ona
dokunma!


Eh, ben sana
gösteririm!


Ah haddini
bilmez!


cümlelerindeki altı çizili sözcükler
ünlemdir.





C - FİİLLER
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:29 pm

SÖZCÜK TÜRLERİ


SÖZCÜK TÜRLERİ


Sözcükler tür bakımından üç ana
gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır:


a. İsim Soylu Sözcükler : İsim,
sıfat, zamir, zarf


b. Edat Soylu Sözcükler :
Edat, bağlaç, ünlem


c. Fiiller





A - İSİM SOYLU SÖZCÜKLER


İSİM (AD)


Varlıkları, kavramları karşılayan
sözcüklerdir. İsimlerle, karşıladıkları kavram ve nesneler arasında çok sıkı
bir ilgi vardır. Bunlar daima birbirlerini çağrıştırır. Örneğin “kitap” sözü
aklımızda hemen varlık olarak “kitap” nesnesini canlandırır. Ya da bir kitabı
gördüğümüzde zihnimize hemen onu karşılayan isim gelir. Kavramlar için ise bu
kadar belirgin bir ilişkinin varlığını söyleyemeyiz. Örneğin “dert” dendiğinde
aklımızda bir nesne canlanmaz; ancak bunun insanı sıkıntıya sokan bir durum
olduğu zihnimizde belirir.


İsim değişik yönlerden incelenir.


·
Varlıklara Verilişlerine Göre:


a. Cins İsmi : Aynı türden
varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur:
ağaç, top, kitap vs.


b. Özel İsim : Tek olan, tam
bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir.


Yer adları (Samsun, Uludağ...)


Kişi adları (Ahmet, Mustafa...)


Ülke adları (Pakistan, Şili)


Kitap, dergi, gazete adları (Yaban,
Tanin...)


Kurum adları (Marmara Üniversitesi,
Kızılay)


Dil adları (Türkçe, İngilizce...)


Din ve mezhep adları (İslamiyet,
Ortodoks...)


Hayvanlara verilen adlar (Boncuk,
Tekir...)


Bir isim, her zaman cins ismi
olmayacağı gibi her zaman özel isim de olmaz.


“Mevsimlerden baharı severim.”
derken “bahar” cins ismidir. Ancak;


“Bugün Bahar sınıfta yoktu.”
cümlesinde bu isim bir kişi adı olmuş ve özel isim haline gelmiş. Elbette bunun
tersi de olabilir.


“Uzaydan Dünya’nın resmini
çekmişler.”


cümlesinde “Dünya” özel bir isimdir.
Çünkü bir gezegeni karşılar. Ancak;


“Dün, seni, dünyayı dolaştım,
bulamadım.” cümlesinde “dünya” çok yer gezmek anlamında mecaz bir anlama gelmiş
ve cins ismi olmuştur.


Not : Özel isimlerin baş
harfleri daima büyük harfle yazılır.


·
Karşıladığı Varlığın Sayısına Göre:



a. Tekil İsim : Sayıca tek
bir varlığı karşılayan isimlerdir: Kalem, silgi, ev...


b. Çoğul İsim : Sayıca birden
çok varlığı karşılayan isimlerdir. İsimlere (-ler, -lar) eki getirilerek
yapılır: Ağaçlar, evler, kitaplar...


c. Topluluk İsmi : Çoğul eki
almadan birçok varlığı karşılayan isimlerdir: Toplum, halk, millet, ordu,
bölük, sürü...


Topluluk isimleri de çoğul eki
alabilir. Bu durumda grupların çoğulu bildirilmiş olur. Örneğin “Dünya
milletlerinin yakınlaşması gerekir.” derken kendi içinde bir grup oluşturan
“millet” sözüyle birden fazla grup anlatılmış olur.


İsimleri ayrıca somut ve soyut
oluşlarına göre de gruplandırabiliriz. Ancak daha önce soyut, somut anlamı
açıkladığımızdan, burada ayrıca üzerinde durmayacağız. Somut anlamlı olan
“masa” sözcüğünün somut; soyut anlamlı olan “neşe” sözcüğünün soyut isim
olduğunu bilmeliyiz.





SIFAT (ÖNAD)


İsimleri niteleyen ya da belirten
sözcüklerdir.


Sıfatlar ancak varlıklarla ortaya
çıkar. Bu nedenle tek başlarına kullanılamaz. Sıfat olarak kullanılan çoğu
sözcük bazen bir kavramın karşılığıdır. Örneğin “mavi”, bir renk ismidir,
“iki”, bir sayı ismidir. Ancak bu sözcükler isimlerin özelliklerini bildirecek
duruma gelirse sıfat olur. Yani;


“Mavi gözlerine bayıldım.”
cümlesinde “mavi” göz isminin rengini bildirdiğinden sıfattır. Ya da “iki”
sözü; “İki kalemi vardı.” cümlesinde kalemlerin sayısını bildirdiğinden sıfat
olmuştur.


Ancak sıfatın mutlaka isimden önce
gelmesi gerekmez. Bazen bir ismin niteliğini bildirmesine rağmen isimden önce
gelmediği de olur.


“Elinde güzel bir çiçek vardı.”
cümlesinde “güzel” sözü isimden önce gelerek onun sıfatı olmuş. Biz aynı cümleyi;


“Elindeki çiçek güzeldi.” diye de
söyleyebiliriz. Bu durumda “güzel” sözü yine çiçeğin bir niteliğini bildirir.
Öyleyse yine sıfat görevindedir.


Bu genel bilgilerden sonra, şimdi de
sıfatların çeşitlerini görelim.





a. Niteleme sıfatları


Varlıkların yapısal özelliklerini
ortaya koyan sıfatlardır. Bunlar varlığın nasıl olduğunu bildirir ve isme
sorulan “nasıl” sorusuna cevap verir.


Kurumuş yapraklar yere
döküldü.” cümlesindeki altı çizili sözcük, yaprağın nasıl olduğunu yani
niteliğini bildiriyor. İsme “Nasıl yapraklar?” diye sorarsak cevap olarak
“kurumuş” sözünün geldiğini görürüz.





b. Belirtme sıfatları


Varlıkların diğer
varlıklarla ilgileri sonucunda aldığı özellikleri belirten sıfatlardır. Kendi
arasında dört gruba ayrılır.





İşaret Sıfatı: Varlıkların
bulunduğu yerleri gösteren sıfatlardır. Söyleyen kişinin, sözünü ettiği nesneye
uzaklığına göre değişir.


Bu evi biz aldık.”
cümlesinde evin yakın olduğu;


Şu evi biz aldık.”
cümlesinde biraz uzak;


O evi biz aldık.” cümlesinde
çok uzak ya da, sözü edilen bir evin olduğu anlaşılır. Bu cümlelerde altı
çizili sözcükler işaret sıfatıdır. Bu tür sıfatlar isme “hangi” sorusunun
sorulmasıyla bulunur. “Hangi ev?”, “ “Bu ev” gibi...


Bazı işaret sıfatları ise yer
bildirir. Bunlar çoğu zaman “-ki” ekini alarak kullanılır.


Buradaki evi biz aldık.


Şuradaki evi biz aldık.


Oradaki evi biz aldık.


cümlelerinde
bulunan altı çizili sözcükler yer bildiren işaret sıfatlarıdır. Bunların
dışında; öteki sokak, beriki ağaç gibi yer bildiren sıfatlar da
vardır.





Sayı Sıfatları : İsimlerin
sayısal özelliklerini bildiren sıfatlardır. Birkaç türü vardır.


Sınıfta yedi öğrenci vardı.
Asıl sayı
sıfatı


Yedinci öğrenci gelsin.
Sıra sayı
sıfatı


Yedişer kişi geldi.
Üleştirme
sayı sıfatı


Yedi de bir ihtimal var.
Kesir sayı
sıfatı


Çeyrek ekmek aldı.
Kesir sayı
sıfatı


Bunların dışında
bazı kaynakların topluluk sayı sıfatı diye adlandırdığı, ikiz çocuk gibi
sıfatlar da vardır.





Belgisiz Sıfat : İsimlerin
nicelik yönüyle belirsizliklerini ifade eden sıfatlardır.


Bazı konularda bilgisi
yoktur.


Birtakım yanlış fikirleri
vardı.


Hiçbir öğrenci gelmemişti.


Bütün kitapları aldı.


Her yer tertemizdi.


Bir gün bu iyiliğinizi
ödeyeceğim.


cümlelerinde altı
çizili sözcükler belgisiz sıfatlardır. İsimleri sayıca az çok belli etmişler
ancak tam bir özellik bildirmemişlerdir.





Soru Sıfatı : İsimlerin
niteliğini, herhangi bir özelliğini soran sıfatlardır. Bu sözcüklerin yerine
konan sözcükler de sıfattır.


Nasıl filmleri seversin?


Kaçar lira ayırmamız
gerekiyor?


Hangi soruyu çözemedi?





Adlaşmış Sıfat


Bazen kişinin tam olarak bilinmediği
ya da niteliğinin vurgulanmak istendiği durumlarda isim söylenmeyip sıfat,
ismin yerine geçirilebilir. Bu tür sözcüklere adlaşmış sıfat denir.
Adlaşmış sıfatlar niteleme sıfatlarıyla yapılır.


“Korkak insanların kendine
güveni yoktur.”


cümlesinde niteleme sıfatı olan
“Korkak” sözcüğü,


“Korkakların kendine güveni
yoktur.”


cümlesinde “insanlar” isminin
düşmesiyle adlaşmış sıfat olmuştur.


Adlaşmış sıfat olan sözcükten sonra
bir isim gelirse, anlam karışıklığını önlemek için iki sözcük arasına virgül
(,) konur.


İhtiyar, adamlara şöyle bir
baktı.


İhtiyar adamlara şöyle bir
baktı.


Not : Sıfatla, onun
nitelediği isim arasına hiçbir noktalama işareti konmaz.





ZAMİR (ADIL)


İsim olmadıkları
halde isim gibi kullanılan bu sözcüklere zamir diyoruz. Cümle içinde zamirin
karşıladığı isim ya da söz öbeği bilinmiyorsa, cümle belirsiz bir anlam taşır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:29 pm

Zamirler değişik bölümlere
ayrılır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:



1.
Şahıs zamirleri


2.
Dönüşlülük zamiri


3.
İşaret zamirleri


4.
Belgisiz zamirler


5.
Soru zamirleri


Şimdi bunları tek tek inceleyelim.





1. Şahıs (kişi) Zamirleri


Şahıs isimlerinin yerine geçen
zamirlerdir. Dilimizde altı şahıs olduğuna göre altı tane şahıs zamiri var
demektir.


Ben biliyorum.


Sen biliyorsun.


O biliyor.


Biz biliyoruz


Siz biliyorsunuz.


Onlar biliyorlar.





2. Dönüşlülük Zamiri


Bu zamir “kendi” sözcüğüdür. Şahıs
isimlerinin yerine geçebileceği gibi hayvan isimlerinin ya da cansız
varlıkların isimlerinin yerine de geçebilir. Çoğu zaman ek alarak kullanılır.


Kendim
Kendimiz


Kendin
Kendiniz


Kendi
Kendileri


Bu sözcüklerdeki altı çizili ekler
dönüşlülük zamirinin hangi şahsı ifade ettiğini gösterir.


Dönüşlülük zamirinin en önemli
özelliği, diğer zamirlerle beraber kullanılabilmesidir. Böyle durumlarda zamir,
pekiştirme anlamı taşır.


“Bu soruyu ben kendim çözdüm.”


cümlesinde hem “ben” hem “kendim”
zamirleri kullanılmış; böylece “ben” zamirinin anlamı kuvvetlenmiş.





3. İşaret Zamirleri


İsimleri, yerlerini işaret ederek
karşılayan zamirlerdir. Bunlar işaret sıfatının zamirleşmesiyle oluşmuştur.


Bu
geldi.
Bunlar alındı.


Şu
satıldı.
Şunlar çağırdı.


O
gidecek.
Onlar beğenildi.


cümlelerinde altı çizili sözcükler
işaret zamirleridir. Burada üçüncü tekil şahıs için kullanılan “o” zamiriyle,
işaret zamiri olan “o” zamirini karıştırmayalım. Şahıs zamirleri sadece
şahıslarda kullanılır.


“O, ders çalışıyor.” cümlesinde
şahıs zamiri olan “o” sözü “O, demirden yapılmış.” cümlesinde insan
olamayacağından işaret zamiri olmuştur.


Ancak işaret zamirleri insanlar için
de kullanılabilir.


“Bu benim kardeşim, şu da onun
arkadaşı.”


cümlesinde altı çizili zamirler
işaret zamiri oldukları halde şahıs isimlerinin yerlerine geçmiş. Bu durumda
“o” işaret zamirinin de insanı karşılayacağı düşünülebilir. Örneğin sınıfta
işaret ederek,


“Bu, tembel; şu, biraz çalışkan; o,
sınıfın en iyisi.”


dersek “o” işaret zamiridir. Çünkü
“o” şahıs zamiri sözü edilen kişinin yanımızda olmadığı yani bizim onu
görmediğimiz durumlarda kullanılır.


Bunların dışında işaret bildiren
başka zamirler de vardır. Ancak bunların yapısı biraz farklıdır.


Burası eskiden boştu.


Şurası sizin ev miydi?


Orası pek hoşuma gitmedi.


Buraları bize aitti.


Şuraları temizleyin.


Oraları unuttum bile ben.


cümlelerinde altı çizili sözcükler
de işaret zamirleridir. Bunların dışında,


“Bu kitap benim, öteki
senin.”


cümlesindeki altı çizili zamir gibi
daha birkaç işaret zamiri de vardır.





4. Belgisiz Zamirler


İsimleri, tam olarak belli olmayan
bir nicelik yönünden belirten belgisiz sıfatlar, isimler düşünce onları
karşılar ve belgisiz zamir olur.


Bazı insanlar çalışkandır.”
cümlesinde altı çizili sıfat;


“Bazıları çalışkandır.” cümlesinde
zamir olur. Çünkü “insanlar” isminin yerine geçer. Bunu birkaç örnekte daha
gösterelim.


Birçok öğrenci bu konuyu
bilmez.
sıfat


Birçoğu bu konuyu bilmez.
zamir


Hiçbir kalemi beğenmedim.
sıfat


Hiçbirini beğenmedim.
zamir


Birkaç yaşlı parkta
oturuyordu.
sıfat


Birkaçı parkta oturuyordu.
zamir


Sıfat olarak kullanılmayan belgisiz
zamirler de vardır:


Herkes senin burada olduğunu
sanıyordu.


Kimse ben haber vermeden
içeri girmesin.


Hepsi de çok ucuz fiyata
satılmış.


Bu cümlelerdeki altı çizili
sözcükler sadece zamir olarak kullanılabilir.





5. Soru Zamirleri


İsimlerin yerlerine soru yoluyla
geçen sözcüklerdir. Bu sözcüklerin yerine, sorduğu isimler getirilebilir.


“Bu çiçeği sana arkadaşından başka kim
getirir?”


cümlesinde altı çizili söz, çiçeği
getiren kişinin isminin yerine kullanılmıştır. Bu kişinin ismini “kim”
zamirinin yerine koyabiliriz.


Çarşıdan ne aldın?


Nerede oturuyorsunuz?


Hangisi önce geldi?


Kaçı bizimle gelecek?


Zamirler, kendileri gibi ismin
yerine geçen adlaşmış sıfatlarla karıştırılmamalıdır. Bunların ikisi de ismin
yerine geçiyor. Ancak zamirler isimlerin herhangi bir niteliğini bildirmediği
halde adlaşmış sıfatlar ismi niteliğiyle beraber karşılar.


Bu kadın dün de gelmişti.


Yaşlı kadın dün de gelmişti.


Bu cümlelerde altı çizili sözlerin
ikisi de sıfattır. Birincisi işaret sıfatı, ikincisi ise niteleme sıfatıdır. Bu
sıfatların belirttiği “kadın” isimleri cümleden çıkarılırsa,


Bu dün de gelmişti.”


Yaşlı dün de gelmişti.”


şekline gelen cümlelerde altı çizili
sözler ismin yerine geçmişlerdir. Bu sözcüklerin anlamlarına baktığımızda “bu”
sözcüğünün, yerine geçtiği ismin niteliğini bildirmediğini, “yaşlı” sözcüğünün
ise bildirdiğini görüyoruz. Öyleyse birincisi zamir, ikincisi adlaşmış
sıfattır.





ZARF (BELİRTEÇ)


İsimlerin varlıkları ya da
kavramları karşıladığını, fiillerin ise hareketleri, oluşları karşıladığını
belirtmiştik. Varlıkların nasıl belli nitelikleri varsa, fiillerin de belli nitelikleri
vardır. İsmin niteliğini bildiren sözcüklere sıfat demiştik. Fiillerin
niteliğini bildiren sözcüklere de zarf diyoruz.


“Güzel bir evde oturmak istiyorum.”
cümlesinde “güzel” sözcüğü “ev” isminin niteliğini bildiriyor, onun nasıl
olduğunu açıklıyor. Öyle ise bu sözcük sıfat görevindedir.


Aynı sözcük;


“Bu ev uzaktan daha güzel
görünüyordu.” cümlesinde “görünmek” fiilinin nasıl olduğunu bildiriyor. İşte bu
durumda “güzel” sözü zarftır.


Kısaca zarflar fiillerle ilgili
sözcüklerdir. Bunun dışında, sıfatın, adlaşmış sıfatın veya başka bir zarfın
derecesini bildiren zarflar da vardır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:30 pm

1. Durum Zarfları

Fiilin durumunu yani nasıl
yapıldığını bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan “nasıl” sorusuna cevap verir.

O, hızlı koşardı. (Nasıl
koşardı?)

Çok tatlı gülümsüyor. (Nasıl
gülümsüyor?)


Bu günler zor geçecek. (Nasıl
geçecek?)

cümlelerinde altı çizili sözler
durum bildiren zarflardır. Bu sözcüklerden sonra isim gelseydi sözcükler sıfat
olacaktı.


Zarfın mutlaka fiillerden önce
gelmesi şart değildir. Zarfla fiil arasına başka sözcükler girebilir.


“Dışarıdan kesik kesik köpek
havlamaları geliyordu.”

cümlesinde “kesik kesik” zarfıyla
onun nitelediği fiil arasına başka öğe girmiştir. Elbette bu zarfın özelliğini
değiştirmez.

2. Zaman Zarfı

Fiilin ne zaman yapıldığını bildiren
sözcüklerdir. Fiile sorulan “ne zaman” sorusuna cevap verir.

Tatilden dün dönmüşler.

Akşama bizde toplanıyoruz.

Artık buradan gitmelisin.

cümlelerinde altı çizili sözcükler
fiilin zamanını bildirdiklerinden zarf görevindedirler.

3. Yer - Yön Zarfı

Fiilin yöneldiği yeri bildiren
sözcüklerdir. Fiile sorulan “nereye” sorusuna cevap verir ve ek almaz. Bu tür
zarfların sayısı bellidir.

“Yukarı çık, ben de geliyorum.”
cümlesinde, fiile “Nereye çık?” diye sorarsak, “yukarı” cevabı gelir. Ek de
olmadığına göre yer - yön zarfıdır. Eğer cümle “Yukarıya çık.” şeklinde
olsaydı, sözcük isimgörevinde kullanılmış olacaktı.

Aşağı
indi.
Öte gitti.

Geri
geldi.
Beri geldi.

İleri
gitti.
Dışarı çıktı.


İçeri girdi.


cümlelerinde altı çizili sözcükler
yer zarflarıdır.

4. Azlık - Çokluk (Miktar)
Zarfları


Zarflar içinde çok değişik
özellikler gösteren sözcüklerdir bunlar. Fiilin, sıfatın, zarfın, adlaşmış
sıfatın miktarlarını bildirebilen geniş bir kullanım alanına sahiptir. Bu
zarflar “ne kadar” sorusuna cevap verir.

“Pastadan biraz alabilir miyim?”

cümlesinde “alabilir miyim” fiiline
“Ne kadar” sorusunu sorarsak “biraz” cevabı gelir. İşte fiilin miktarını
bildiren bu sözcük zarftır.


Bu tür zarflar sıfata sorulan “ne
kadar” sorusuna da cevap verebilir.

Örneğin;
“Çok güzel bir kitaptı.” cümlesinde
“kitap” isimdir. “Nasıl kitap?” diye sorarsak “güzel” sıfatı cevap verir. “Ne
kadar güzel?” diye sorarsak “çok” cevabı gelir. İşte sıfatın derecesini bildiren
“çok” sözcüğü zarftır. Çünkü burada çok olan güzelliktir.

Bu tür zarflar, başka bir zarfın
derecesini de bildirebilir. Bu durumda zarfa sorulan “ne kadar” sorusuna cevap
verir.


“Çok hızlı koşuyor.” cümlesinde
“koşuyor” fiildir. “Nasıl koşuyor?” diye sorarsak “hızlı” zarfını buluruz. “Ne
kadar hızlı?” diye sorduğumuzda ise “çok” cevabı gelir. Zarfın derecesini
bildiren bu sözcüğe de zarf diyoruz.


Bunlar adlaşmış sıfatların da
derecelerini bildirebilir.


“Bu plan en yaşlılar da göz önüne
alınarak hazırlandı.”


cümlesinde “yaşlılar” adlaşmış
sıfattır. Buna “Ne kadar yaşlı?” diye sorarsak “en yaşlılar” cevabı gelir.
Yaşlıların derecesini bildiren “en” sözü zarftır. Örnekleri çoğaltalım.


O, bu derse pek çalışmadı.
(Fiilin zarfı)


Pek sağlam bir ayakkabıya benzemiyor.
(Sıfatın zarfı)


Pek akıllısın sen de!
(Adlaşmış sıfatın zarfı)


“Ne kadar” sorusu elbette sadece
zarfı buldurmaz.


“Fazla mal göz çıkarmaz.” cümlesinde
altı çizili sözcük “mal” isminin miktarını bildirdiği için sıfattır. Çünkü
isimlerin zarfı olmaz.


“Bu kadar çok arabayı nasıl taşıyor
bu köprü?” derken “çok” sözü “araba” isminin sıfatı, “bu kadar” sözü de “çok”
sıfatının zarfıdır.


Bazen cümlede birden fazla zarfın
veya sıfatın olması, aklımızı karıştırabilir.


Sevimli , sarışın bir
çocuk içeri girdi.” cümlesinde “çocuk” isim, “sarışın” sıfat, “sevimli”
sıfattan önce geldiği için zarfttır, gibi bir yanlış düşünceye kapılmayalım.
Bir sözcüğün, zarfın ya da sıfatın zarfı olması sadece “ne kadar” sorusuna
cevap vermesiyle, yani derece bildirmesiyle mümkündür. Bu cümlede ise altı
çizili bütün sözcükler ismin sıfatlarıdır.





5. Soru Zarfı


Cümlelerde zarfları bulmak için
kullandığımız sorular vardı. Bunların hepsi - nereye hariç - soru zarflarıdır.


Nasıl bu kadar güzel
konuşuyor?


Gittiği yerden ne zaman dönecek?


Ne kadar hızlı yüzüyor?


Neden söz vermesine rağmen
gelmiyor?


Ne gülüp duruyorsun iki
saattir?


cümlelerinde altıçizili sözcüklerin

hepsi soru zarfıdır.











İSİM ÇEKİM EKLERİ





İsim soylu sözcüklere gelerek onlara

cümlede görev ve anlam kazandıran eklerdir. Sadece isimlerle ilgili olmayıp

zamir, sıfat ve zarflarla da ilgili olduğundan isim soylu sözcüklerin sonunda

işledik. Bu ekleri şöyle gösterebiliriz.





a.

Çokluk eki





b.

Hal ekleri





c.

Eşitlik eki





d.

İyelik eki





e.

İlgi eki











A. ÇOKLUK EKİ





Asıl işlevi isimlerin sayı

bakımından çokluğunu bildirmektir.





Kalemler , çantalar ,

defterler alındı.











B. HAL EKLERİ





İsim soylu sözcüklere gelerek

onların yüklemle ya da diğer sözcüklerle ilgilerini sağlayan eklerdir. Bunları

şu şekilde inceleyebiliriz.











1. - i hal eki (yükleme hali)





“Ev - i gördüm.”





“Odun - u yardım.” cümlelerinde

kullanılan eklerdir. Fiilin neyi etkilediğini gösterir. Fiile sorulan “kimi,

neyi” sorularına cevap verir.











2. - e hal eki (yönelme hali)





“Eve gitti.” cümlesinde yer

bildirir.





“Yaza gelecekler.” cümlesinde zaman

bildirir; zarf yapar.





“Beş bin liraya aldım.” cümlesinde

miktar bildirerek zarf yapar.





“Başbaşa resim çektirmişler.”

cümlesinde durum bildirerek zarf yapmış.





Bu ek “ben” ve “sen” şahıs

zamirlerine geldiğinde, zamirlerin yapısını değiştirir ve onları “bana”, “sana”

şekline çevirir.





Bu eki,





“Haberi duyunca koşa koşa

olay yerine geldi.”





“Elindeki taşları oraya buraya

rastgele atıyordu.”





“Saat üçü beş geçe istasyonda

buluşacağız.” cümlelerinde altı çizili eklerle karıştırmayalım. “-e” hal eki

fiillerin kök ya da gövdelerine eklenmez.











3. - de hal eki (bulunma hali)





“Evde bekliyor.” cümlesinde yer

bildirir.





“Ayakta bekliyor.” cümlesinde durum

bildirerek zarf yapmış.





“3'te gelecek.” cümlesinde zaman

bildirerek zarf yapmış.





“Onlar gözde insanlar.”

cümlesinde eklendiği sözcüğün anlamını değiştirmiş ve sıfat yapmış. Elbette bu

durumda yapım eki olmuş.





“Buralarda saz boyunda otlar biter.”

cümlesinde sıfat yapmış ancak yapım eki olmamış.











4. - den hali (çıkma durumu)





“Evden çıktı.” cümlesinde yer

bildirmiş.





“Akşamdan gidelim.” cümlesinde zaman

bildirmiş.





“Sıradan insanlardı onlar.”

cümlesinde eklendiği sözcüğün anlamını değiştirerek sıfat yapmış ve yapım eki

olmuş.





“Senden iyi arkadaş bulamam.”

cümlesinde karşılaştırma bildirmiş.





“Sıkıntıdan tırnaklarını yerdi.”

cümlesinde neden bildirmiş.





“Her taraf kağıttan uçaklarla

doluydu.” cümlesinde bir şeyin neyden yapıldığını göstermiş.





“Birden ayağa fırladı.” cümlesinde

durum bildirmiş. Bu tür örnekler çoğaltılabilir. Önemli olan, eklerin cümle

içindeki anlamını kavramaktır.











C. EŞİTLİK EKİ





İsim soylu sözcüklere gelip onlara

değişik anlamlar katan ve anlama bağlı olarak onları sıfat, zarf yapan - ce ,

-ca (-çe, -ça) ekleridir.





Böyle çocukça davranmamalısın.

(benzerlik)





Sınıfça geziye gittik. (topluluk)





Kiloca o daha şişmandı.

(karşılaştırma)





Bence bu kazak daha güzel. (kanaat)





Çocuğu iyice dövmüşler. (pekiştirme)





Onca işim arasında seni mi

düşüneyim? (derecelendirme)





Bu ve buna benzer anlamlar katan

eşitlik eki ayrıca sözcüğün görevini de değiştirir. Birinci cümledeki “çocukça”

sözü zarftır. Ancak bu sözcük eşitlik eki almadan çocuk ismini karşılar. Ek

alınca türü değişmiştir.











D. İYELİK EKİ





Eklendiği ismin bir şahsa ya da

nesneye ait olduğunu gösteren ektir. Aitlik ilgisini, kendinden önceki bir

sözcüğe ya da söz öbeğine bağlayarak bildirir. Altı şahsa göre çekimlenir.




defter - im

silgi - m

defter - in

silgi - n

defter - i

silgi - si

defter - imiz

silgi - miz

defter - iniz

silgi - niz

defter - leri

silgi - leri







İki ayrı sözcük üzerinde gösterdiğimiz ekler iyelik

ekleridir. Görüldüğü gibi eklendiği isimlerin kime ait olduğunu bildiriyorlar.





İyelik eklerinin değişik işlevleri

vardır. Bunlardan önemli olanları açıklayalım.

·
Belgisiz sıfatların, belgisiz zamir durumuna

dönüşmeleri sırasında, düşen ismin yerine iyelik eki getirilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:30 pm

Bazı öğrenciler

gelmedi.





Bazıları gelmedi.





·
Yer bildiren zamirlerde kullanılır.





Burası çok sıcak.





·
İsim tamlaması yapar. Bunu birazdan ayrıntılarıyla

açıklayacağız.





·
Sıfat görevinde bulunan bazı sözcüklerde

bulunur. Ancak bu durumda iyelik eki olma özelliğini tamamen kaybeder:





Güzelim memleketi ne hale

getirdiler.





O canım ağaçları kesmişler.





İyelik eklerini benzer eklerle

karıştırmamak gerekir.





Kitab - ı geri verdim.





Kitab - ı çok değerlidir onun.





cümlelerinde altı çizili eklerin

şekil olarak aynı olduklarını görüyoruz. Bunlardan hangisinin iyelik eki

olduğunu hangisinin olmadığını anlamak için sözcüğe “kimin” sorusunu soralım.

İyelik ekleri aitlik bildirdiğinden bu soruya cevap verecektir. Buna göre

“Kimin kitabı?” diye sorduğumuzda ikinci cümlenin cevap verdiğini ve “Onun

kitabı kayboldu.” şeklinde söylenebildiğini görüyoruz. Öyleyse “- ı” eki ikinci

cümlede iyelik eki, birinci cümlede ise “Neyi aldı?” sorusuna cevap verdiğinden

“-i” hal eki olarak kullanılmıştır.





Öğretmenim beni severdi.





Öğretmenim artık ben de.





cümlelerinde de benzer ekleri

görüyoruz. Hangisinin iyelik eki olduğunu aynı yöntemle bulalım. “Kimin

öğretmeni?” sorusuna sadece birinci cümle cevap verir ve “Benim öğretmenim.”

şeklinde söylenebilir. İkinci cümle ise öğretmen isminin ait olduğu kişiyi

bildirmez. Bu cümleyi ancak “Ben öğretmenim.” şeklinde söyleyebiliriz; aitlik

değil oluş bildirir. Bu anlamı veren eki ileride “ekeylem” olarak

inceleyeceğiz.











E. TAMLAYAN EKİ





İyelik ekiyle çok sıkı biçimde

ilgisi olan bir ektir. Eklendiği isme ait olan başka bir sözün varlığını

gösterir. Bağlı olduğu isim ilgi ekli isimden sonra gelir.




Ben - im kitabım

Sen - in kitabın

O - nun kitabı

Biz - im
kitabımız

Siz - in
kitabınız

Onlar -ın kitapları







zamirlerde bulunan ve ayrı olarak gösterdiğimiz

ekler ilgi ekleridir. İlgi ekli zamire ait olan “kitap” isminin ise iyelik eki

aldığını görürüz. O yüzden bir sözcükte ilgi eki varsa, bu eke bağlı, iyelik

ekli bir sözcük, gizli ya da açık, mutlaka vardır.











İSİM TAMLAMALARI





Bir ismin aitlik ilgisi bakımından

daha belirli hale gelmesi için başka bir isim tarafından tamlanmasıyla meydana

gelen söz öbeğine denir.





“... camı kırıldı.” cümlesine

baktığımızda aklımıza hemen “Neyin camı?” sorusu geliyor. Demek ki bu cümlede

camın nereye ait olduğu belli değil.





Bu cümleyi,





“Arabanın camı kırıldı.” şeklinde

söylersek aitlik ilgisi tamamlanmış olur. Bu şekilde oluşan söz öbeğine de isim

tamlaması denir. İsim tamlamasında birinci isme “tamlayan”, ikinci isme

“tamlanan” adı verilir.





İsim tamlamaları dört grupta

incelenir.











1. Belirtili isim Tamlaması





Tamlayanın ilgi, tamlananın iyelik

eki aldığı tamlamalardır. Bu tür tamlamalarda son derece kuvvetli bir aitlik

ilgisi vardır.





Çiçeklerin kokusu etrafa

yayıldı.”





cümlesinde altı çizili söz öbeği bir

belirtili isim tamlamasıdır.





·
“- den” hal eki tamlayanda kullanılan ilgi
ekinin yerine geçerek belirtili isim tamlaması kurabilir.






“Öğrencilerden ikisi burada

beklesin, diğerleri bizimle gelsin.” cümlesinde “öğrencilerden ikisi” sözü

belirtili isim tamlamasıdır. Biz bunu “öğrencilerin ikisi” biçiminde de

söyleyebiliriz.





·
Bir tamlayan birden fazla tamlanana
bağlanabileceği gibi, bir tamlanan birden fazla tamlayana da bağlanabilir.






“Ağaçların yaprakları, dalları,

gövdesi öyle görkemliydi ki....”





cümlesinde “ağaçların” tamlayan;

“yaprakları, dalları, gövdesi” tamlanandır.





“Kırların, çiçeklerin, kuşların,

böceklerin neşesi hepimizi coşturmuştu.” cümlesinde “kırların, çiçeklerin,

kuşların, böceklerin” tamlayan; “neşesi” tamlanandır.





Bu tür tamlamalar belirtili isim

tamlaması sayılır.











2. Belirtisiz İsim Tamlaması





Tamlayanın ilgi eki almayıp

tamlananın iyelik eki aldığı tamlamalardır. Bu tür tamlamalarda bir ismin başka

bir isme aitliğinden çok bir nesne ya da kavram ismi oluşturmak esastır.





“Ayakkabının bağını alabilir miyim?”





cümlesindeki “ayakkabının bağı”

tamlaması belirtilidir ve belli bir ayakkabıya ait olan bir bağdan söz

etmektedir. Biz bu tamlamayı “ayakkabı bağı” şeklinde söylersek yani “- nın”

ekini kaldırırsak tamlama belirtisiz olur. Bu durumda belli bir ayakkabıya ait

olan bir bağdan değil de bir bağ türünden söz edilmiştir. Bu özelliğinden

dolayı tamlayanla tamlanan arasına başka bir öğe giremez.











3. Takısız İsim Tamlaması





Takısız isim tamlamalarında tamlayan

ilgi eki almadığı gibi tamlanan da iyelik eki almaz. Bunlar anlamlarına göre

iki gruba ayrılır.











a. Bir şeyin neyden yapıldığını
gösterir.






“Demir kapı gıcırdayarak örtüldü.”





cümlesindeki “demir kapı” sözü

kapının demirden yapıldığını gösterir. “Porselen vazo”, “taş duvar”, “çelik

kasa” tamlamaları da bunlara örnektir.











b. Bir şeyin neye benzediğini
bildirir.






“Menekşe gözlere bayıldım.” sözünde

“Menekşe gözler” buna örnektir ve “gözün menekşeye benzediğini” bildirir.

Aslında “menekşe” bir çiçek ismidir, burada da bir çiçek olma özelliğini

kaybetmemiştir. Aşağıdaki tamlamalar da buna benzer.





Aslan askerler geldi.”





Gül yanağa vuruldum.”











4. Zincirleme İsim Tamlaması





Tamlayanın, tamlananın veya her

ikisinin kendi içinde başka bir isim tamlaması olduğu söz öbekleridir.

“Macera romanlarının okuyucusu çoktur.” cümlesinde “macera romanları”

belirtisiz isim tamlamasıdır. Bu tamlamaya “-nın” ilgi eki eklenmiş ve tamlama

“okuyucusu” tamlananına bağlanmış. Böylece iki tamlama iç içe girmiş ve

zincirleme isim tamlaması olmuştur.











SIFAT TAMLAMASI





Bir ismin, bir veya daha fazla sıfat

tarafından nitelendiği ya da belirtildiği söz öbeklerine denir. Tamlamada sıfat

daima isimden önce gelir.





Yeşil gözleri beni derinden

etkiledi.” cümlesinde “göz” isim, “yeşil” sıfattır.





“O tatlı, yeşil gözler beni derinden

etkiledi.” şeklinde söylersek , bu durumda "göz” isminin, “o”, “tatlı”,

“yeşil” sıfatları tarafından belirtildiğini ve nitelendiğini görürüz.











Sıfat Grubu (Bileşik Sıfat)





Sıfat görevinde bulunan söz öbeği

kendi içinde isim tamlaması, sıfat tamlaması, ikileme, pekiştirilmiş sıfat,

derecelendirilmiş sıfat gibi özellikler taşıyorsa, bu sıfata “bileşik sıfat” ya

da “sıfat grubu” denir.





Uzun boylu bir öğrenci seni

sordu.”





cümlesinde altı çizili söz “öğrenci”

isminin sıfatıdır. Bu sıfatı incelediğimizde “uzun boy” sıfat tamlamasına “-

lu” eki getirilerek yeni bir sıfat oluşturulduğunu görürüz. Buna bileşik sıfat

denir.





Bazen bu tür bileşik sıfatlarda

isimle sıfatın yeri değiştirilip isme bir iyelik eki eklenir. Bu durumda sıfat

“boyu uzun” biçiminde söylenir. Buna iyelik ekli sıfat grubu denir.





“El işi örtüyü masaya serdiler.”





cümlesinde “el işi” tamlaması

belirtisiz bir isim tamlamasıdır ve “örtü” isminin sıfatı olarak

kullanılmıştır. Bu da bileşik sıfattır.





Aşağıdaki altı çizili sözler de

bileşik sıfat sayılır.





Çok çalışkan bir kadındır

o.”





Güzel mi güzel bir şiir

yazmış.”





İrili ufaklı evler dağın

yamacına dizilmişti.”





“Roman daha etkili bir

türdür.”


B - EDAT SOYLU SÖZCÜKLER
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:32 pm

SÖZCÜK TÜRLERİ





C - FİİLLER


FİİL (EYLEM)


Fiiller, kalıcı kavram ya da
varlıkları karşılamaz. Bunlar hareketleri, oluşları, durumları karşılar. Mastar
halinde bir hareketin adı olurlar: “yürümek, olmak, düşünmek vs.”





FİİL ÇEKİMİ


Fiillerin kip ve şahıs bildirecek
biçimde düzenlenmesine denir. Bir çekimde kip mutlaka bulunur, ancak şahıs
bazen bulunmayabilir. Çekimin daha iyi anlaşılabilmesi için “kip, zaman, şahıs”
kavramlarının bilinmesi gerekir.





Fillerde Kip


Eylemlerin bir hareketi, oluşu,
durumu ortaya koyuşu farklı şekillerde olur. Bazen bunlar bir başkasına haber
verme şeklinde aktarılır, bazen bir koşula bağlanır, bazen istenen bir durum
anlatılır. Buna fiilin kipi denir.


Türkçe’de kipler iki grupta
incelenir. Bunlar haber kipleri ve dilek kipleridir.





1. Haber (Bildirme) Kipleri


Fiilin çekiminde kesin bir zaman
ifadesi varsa, fiil haber kipindedir. Biz bunu fiilin çekimini adlandırırken
açıklarız aslında. Örneğin; “gelecek” fiilinin çekimini söylerken “gelecek
zamanla çekimlenmiş” deriz. İşte çekimi adlandırırken “zaman” ifadesini
kullanıyorsak fiilin kipi “haber kipi”dir.


Bu kipin beş çekimi vardır. Bunları
çekimleriyle birlikte gösterelim.





a. Bilinen Geçmiş Zaman (-di’li)


Eylemin yapılışının kesin olarak
bilindiğini gösterir.


I. Tekil
Şahıs
al - dı - m


II. Tekil
Şahıs
al - dı - n


III. Tekil
Şahıs
al - dı


I. Çoğul
Şahıs
al - dı - k


II. Çoğul
Şahıs
al - dı - nız


III. Çoğul
Şahıs
al - - lar


fiil kip eki şahıs eki


Görüldüğü gibi fiiller altı şahsa
göre çekimlenir. Bundan sonraki çekimlerimizde sadece örnekleri yazacağız;
şahıs sırasını siz bu örneğe göre belirleyin.





b. Öğrenilen Geçmiş Zaman


Bildirilen işin yapıldığını,
başkasından duyma şeklinde ifade eden çekimdir.


al - mış -
ım
al - mış - ız


al - mış -
sın
al - mış - sınız


al -
mış
al - mış - lar


“-miş” eki her zaman başkasından
duyulma anlamı taşımayabilir.


“Elin kanamış, ne yaptın
yine?”


cümlesinde “-mış” eki görülen bir
durumu anlatmaktadır.


“Sıcak sobanın başında uyuyakalmışım.”



cümlesinde ise sonradan farkına
varılan bir durum anlatılmaktadır.





c. Şimdiki Zaman


Eylemin söylendiği anla yapıldığı
ânın bir olduğunu gösterir.


Çalış - (ı)yor -
um
Çalış - (ı)yor - uz


Çalış - (ı)yor -
sun
Çalış - (ı)yor - sunuz


Çalış -
(ı)yor
Çalış - (ı)yor - lar


Parantez içinde gösterilen ses,
ünlüyle biten fiillerde görülmez: “uyu - yor”


Fiile şimdiki zaman anlamı veren,
hatta “-yor” ekinden daha kesin bir biçimde “işin üzerinde olma” anlamını veren
bir diğer ek de “-makta, -mekte” ekidir. Mastar ekiyle “-de” hal ekinin
kaynaşmasından oluşan bu ek günümüzde tamamen şimdiki zaman anlamı veriyor.


Gel - mekte - y - im


Gel - mekte - sin


Gel - mekte


Gel - mekte - y - iz


Gel - mekte - siniz


Gel - mekte - ler


Hatta bazı kullanımlarda bu ekin
“-mada, -mede” şekillerine dönüştüğü görülür.


“Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede
yer”


dizesinde altı çizili fiiller bu
şekilde çekimlenmiştir.





d. Gelecek Zaman


Eylemin, söylendiği andan sonra yapılacağını
ifade eder.


Sor - acak - ım (soracağım)


Sor - acak - sın


Sor - acak


Sor - acak - ız (soracağız)


Sor - acak - sınız


Sor - acak - lar





e. Geniş Zaman


Fiilin herhangi bir zamanda
yapılabildiğini gösterir.


Koş - ar - ım


Koş - ar - sın


Koş - ar


Koş - ar - ız


Koş - ar - sınız


Koş - ar - lar





2. Dilek (isteme) Kipleri


Bu kiplerde zaman anlamı yoktur.
Örneğin; “gitmeliyim” sözünde bu işin ne zaman yapılacağı değil, gitmenin arzu
edildiği anlatılmak isteniyor. Dilek kiplerinin dört çekimi bulunuyor.





a. Gereklilik Kipi


Eylemin yapılması gerektiğini
anlatan kiptir. Bazen cümleye ihtimal anlamı da katabilir. Ancak daha çok
zorunluluk bildirir.


Sor - malı - y - ım


Sor - malı - sın


Sor - malı


Sor - malı - y - ız


Sor - malı - sınız


Sor - malı - lar


“Bu yazıyı iki saatte bitirmeliyim.”
cümlesinde gereklilik,


“Şimdiye dek eve gelmiş olmalı.”
cümlesinde ihitimal anlamı verir.





b. Şart Kipi (Dilek- Koşul)


Bazı cümlelerde dilek, bazılarında
koşul anlamı katan fiil çekimidir.


Bul - sa - m


Bul - sa - n


Bul - sa


Bul - sa - k


Bul - sa - nız


Bul - sa - lar


“Şu okul bir bitse de rahatlasak.”
cümlesinde istek,


“Kapıyı açsa beni görecekti.”
cümlesinde koşul anlamı verir.





c. İstek Kipi


Eskiden çok kullanılan ancak
günümüzde oldukça sınırlı bir kullanım alanı bulunan fiil kipidir. “-a, -e” eki
kullanılarak yapılır.


Bil - e - y - im (-eyim)


Bil - e - sin


Bil - e


Bil - e - lim


Bil - e - siniz


Bil - e - ler


Bunlardan en çok birinci tekil ve
birinci çoğul şahıslar kullanılır.


“Son yazdığım şiiri getireyim.”


“Anlat da neler olduğunu, biz de bilelim.”


cümlelerinde bu kipi görüyoruz.





d. Emir Kipi


Eylemin yapılması gerektiğini buyruk
şeklinde bildiren çekimdir. Birinci tekil ve birinci çoğul şahsın emir çekimi
yoktur. Emir kipinin çekimi şahıs ekleri ile yapılır.


-----
-----


gel
gel - in (gel - iniz)


gel - sin
gel - sin - ler


Görüldüğü gibi emir kipinin birinci
tekil ve birinci çoğul şahıslarında çekimi yoktur.


“Yarın bize biraz erken gel.”


Çıkın odadan hepiniz.”


cümlelerinde altı çizili fiiller
emir kipiyle çekimlenmiştir.





Fiil Çekimlerinde Olumsuzluk


Fiillerin olumsuz biçimleri, kip
eklerinden önce “-ma, -me” olumsuzluk ekinin getirilmesiyle yapılır.


Koş - tum ®️ Koş - ma - dı - m.


Gel - miş - sin ®️ Gel - me - miş - sin


Bırak - acak ®️ Bırak - ma - y - acak


Sor - malı - y - ım ®️ Sor - ma - malı - y - ım


Olumsuz çekimde tek özel durum,
geniş zamanın çekiminde görülür.


Bunda olumsuzluk eki, zaman eki ve
şahıs eki tamamen kaynaşmış durumdadır.


Bil - ir - im

Bil - ir - sin

Bil - ir

Bil - ir - iz

Bil - ir - sin - iz

Bil - ir - ler

®️

®️

®️

®️

®️

®️

Bil - mem

Bil - mezsin

Bil - mez

Bil - meyiz

Bil - mezsiniz

Bil - mezler






Fiil Çekiminde Soru


Fiil çekiminin soru şekli “mı, mi”
ile yapılır. Buna soru eki diyenler olduğu gibi soru edatı diyenler de vardır.
Fiil çekiminde “mi” bazen kip ekiyle şahıs eki arasında, bazen şahıs ekinden
sonra gelir.


Geldin

Gelmişiz

Geliyorsun

Gelmeliyim

Gitsek

Gideyim

®️

®️

®️

®️

®️

®️

Geldin mi?

Gelmiş miyiz?

Geliyor musun?

Gelmeli miyim?

Gitsek mi?

Gideyim mi?


altı çizili çekimlerde şahıs ekinden sonra
diğerlerinde kip ve şahıs ekleri arasına girmiştir.





FİİLLERDE ANLAM (ZAMAN) KAYMASI


Fiil çekimlerinde kullanılan kip ve
zaman ekleri her zaman kendi anlamlarında kullanılmaz. Bu ekler birbirlerinin
yerlerine de geçebilir. Elbette bu, cümlenin anlamıyla ilgilidir. Kısaca,
cümlede yüklemin çekimlendiği kip veya zamanla işin yapıldığı kip veya zamanın
farklı olmasına anlam kayması denir.


“Sizi yarın burada bekliyorum.”
cümlesinde “bekliyorum” yüklemi şimdiki zamanla çekimlendiği halde iş “yarın”
yani gelecek zamanda yapılacaktır. Öyleyse burada zaman kayması vardır.


“O her gün aynı saatte yola çıkıyor.”



cümlesinde fiil şimdiki zamanla
çekimlenmiş, iş “her gün” yani geniş zamanda yapılıyor.


“O daha üç yaşındayken babasını
kaybediyor.”


cümlesinde fiil şimdiki zamanla
çekimlenmiş, iş geçmiş zamanda olmuş.


“Bu dilekçeyi sonra yazarsınız.”


Cümlesinde fiil geniş zamanda
çekimlenmiş, iş gelecek zamanda yapılacak.


“Keloğlan’ın yolu bir gün bir
kasabaya düşer.”


cümlesinde geniş zaman, geçmiş zaman
yerine kullanılmış.


Bazı cümlelerde ise haber kipleri
dilek kipleri yerine kullanılır.



“Bu cami de bize Selçuklulardan
kalma bir eser olacak.”


cümlesinde gelecek zaman, gereklilik
kipi (olmalı) anlamında kullanılmıştır.


Bazen dilek kipleri de birbirleri
yerine kullanılır.



“Gelsen de şu işleri birlikte yapsak.”
cümlesinde şart kipi, istek anlamında kullanılmıştır.


“Şöyle buyrun efendim!”
cümlesinde emir, istek anlamındadır.


Örnekler çoğaltılabilir. Sonuç
olarak, önce yüklemin kip veya zamanına daha sonra işin yapıldığı kip veya
zamana bakarsak ve bunların farklı olduğunu görürsek, cümlede anlam (zaman)
kayması vardır.


Zaman kaymasının olduğu cümleler
anlamca bozuk değildir. Bu sadece Türkçe’nin bir söyleyiş zenginliğidir.






EKFİİL (EKEYLEM)


Mastar olarak bir anlamı olmayan,
isim ve isim soylu sözcüklere gelerek onları cümlede yüklem olarak kullandıran
ve çekimlenmiş fiillere gelerek bileşik çekimli fiiller oluşturan “imek”
fiiline denir.


Bu fiilin dört basit çekimi bulunur.
Basit çekimli durumda sadece isim soylu sözcüklerde bulunur. Üç bildirme
(haber), bir dilek kipi bulunan bu fiilin çekimini şu şekilde gösterebiliriz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:32 pm

a. Bilinen Geçmiş Zaman (idi)


Öznenin önceden içinde bulunduğu bir
oluşu bildirir.


Öğrenciydim (Öğrenci
idi - m)


Öğrenciydin


Öğrenciydi


Öğrenciydik


Öğrenciydiniz


Öğrenciydiler


Sadece isme değil zamire, edata,
tamlamalara da eklenebilir.



“Seni buraya çağıran bendim.”
cümlesinde zamire,


“Dün biraz rahatsız gibiydi.”
cümlesinde edata,


“Elinde taşıdığı paket, düğün hediyesiydi.”
cümlesinde isim tamlamasına,


“Yeni aldığım ev bahçeli bir evdi.”
cümlesinde sıfat tamlamasına gelerek onlara zaman anlamı kazandıran “-di”
ekleri hep ekfiildir.





b. Öğrenilen Geçmiş Zaman (imiş)


Öznenin başkasından duyulan bir oluş
içinde bulunduğunu gösterir.


Doktormuşum (Doktor
imiş - im)


Doktormuşsun


Doktormuş


Doktormuşuz


Doktormuşsunuz


Doktormuşlar


Bu da zamire, edata vs. eklenebilir.





c. Şart Kipi (ise)


Hastaysam (Hasta
ise - m)


Hastaysan


Hastaysa


Hastaysak


Hastaysanız


Hastaysalar


şeklinde çekimlenir ve isim soylu
söcüklere şart anlamı yükler.





d. Geniş Zaman


Bu zaman çekiminde ekfiil diğer
çekimlerinde olduğu kadar belirgin değildir. Diğerleri, eklendiği sözcükten
“idi”, “imiş”, “ise” diye ayrılabileceği halde, geniş zamanda ayrılmaz.


Ben şair - im


Sen şair - sin


O şair(dir)


Biz şair - iz


Siz şair - siniz


Onlar şairler(şairdirler)


Sensin beni hasta eden.”
cümlesinde zamire,


“Sen tam bana göresin.”
cümlesinde edata,


“Elmaların en iyisi Amasya
elmasıdır
.” cümlesinde isim tamlamasına gelmiş ve onları yüklem yapmıştır.





Ekfiilin Olumsuzu


Ekfiille çekimlenmiş sözcükler
“değil” edatıyla olumsuz yapılır.


Öğretmendim

Doktormuş

Hastaysa

Şairim

®️

®️

®️

®️

Öğretmen değildim.

Doktur değilmiş.

Hasta değilse.

Şair değilim.


örneklerinde ekfiilin olumsuz çekimi görülmektedir.
Diğer fiillerin “-ma, -me” ile, ekfiilin “değil” ile olumsuz yapılması,
ekfiilin bulunmasını oldukça kolaylaştırır.


“Karnım iki gündür açtı.”


“Kapıyı ardına kadar açtı.”
cümlelerinde altı çizili sözcüklerden hangisinin ekfiil aldığını bulmak için
cümleleri olumsuz yaparız.


“Karnı iki gündür açmadı.” olmayıp


“aç değildi.” olacağına göre
birincide ekfiil kullanılmıştır.


“Beni aramış doktorum.”


“İki yıldır doktorum.”
cümlelerinde de benzer ekler görülüyor. Ayrı yöntemle bunu da ayırabiliriz.


“Beni aramış doktor değilim.” denmez,
ancak “İki yıldır doktor değilim.” olur. Öyleyse ikinci cümledeki, ekeylemdir.


Burada “değil” edatının zaman
eklerinden önce geldiğini de söyleyelim. Yani “hastaydı” sözü “hastaydı değil”
şeklinde olumsuz yapılmaz; “hasta değildi” şeklinde yapılır.





Ekfiilin Soru Şekli


Bu fiilin soru şekli de diğer
fiillerde olduğu gibi “mi” ile yapılır. “mi” sözü isimle ekfiil arasına girerek
kullanılır.


Öğretmendim

Doktormuş

Şairim

®️

®️

®️

Öğretmen miydim?

Doktor muymuş?

Şair miyim?


Ekfiilin geniş zamanında kullanılan ekler
çekimlenmiş fiillerden sonra gelmez. Ancak üçüncü tekil şahısta kullanılan
“-dir” eki çekimli fiillerden sonra gelerek onlara ihtimal ya da kesinlik
anlamı katabilir. Bu görevi üstlendiğinde bu ekin adı bildirme eki olur.





BİLEŞİK ZAMANLI FİİLLER


Basit zamanlı fiil, fiilin tek bir
zaman veya kip bildirecek şekilde çekimlenmesiydi. Bileşik zamanlı fiil ise,
fiilin birden çok kip ve zaman bildirecek biçimde çekimlenmesiyle oluşur. Basit
çekimli fiillere ekfiilin getirilmesiyle yapılır. Üç grupta incelenir.





a. Hikaye Bileşik Zamanı


Fiilin basit çekiminden sonra
ekfiilin “idi” şekli getirilerek yapılır.


gel
- miş - idi
- m ®️
gelmiştim

Fiil
Birinci İkinci Şahıs



zaman zaman eki


örneğinde, fiilin çekimini
adlandırırken “gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş zamanının hikayesi” deriz.


Biliyorduk (Bilmek fiilinin
şimdiki zamanının hikayesi)


Çözmeliydik (Çözmek fiilinin
gereklilik kipinin hikayesi)


Bazen ekfiille çekimli fiil arasına
başka ekler girebilir.



“Alacak mıydı?” sözünde araya
“mi” soru edatı girmiş, “açmışlardı” sözünde ise araya
“-ler” çoğul eki gelmiştir.





b. Rivayet Bileşik Zamanı


Fiilin basit çekiminden sonra
ekfiilin “imiş” şekli getirilerek yapılır.


Gel
- ecek - miş
®️ Gelecekmiş

Fiil Gelecek
Rivayet
zaman Zaman


Geliyormuşum

®️

(gelmek fiilinin şimdiki
zamanının rivayeti)

Gitmeliymişiz

®️

(gitmek fiilinin gereklilik
kipinin rivayeti)

Sorarmış

®️

(sormak fiilinin geniş zamanının
rivayeti)

Çözmüş müymüş

®️

(Çözmek fiilinin öğrenilen geçmiş
zamanının rivayeti)





c. Şart Bileşik Çekimi


Fiilin basit çekiminden sonra
ekfiilin “ise” şekli getirilerek yapılır.


Gel
- ecek - se
- k ®️ Geleceksek

Fiil Gelecek Şart
kipi

zaman


Geliyorsanız

®️

(gelmek fiilinin şimdiki zamanının
şartı)

Gelmişseniz

®️

(gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş
za- manının şartı)

Gelmeliyseler

®️

(gelmek fiilinin gereklilik
kipinin şartı)


·
Ekfiilin geniş zamanda kullanılan eklerle
bileşik zamanlı fiil yapılamaz.



·
Bileşik zamanlı fiillerde anlam kayması
aranmaz: çünkü fiilin çekiminde daima ekfiilin zamanı hakimdir.






BİLEŞİK FİİLLER


İki veya daha fazla sözün bir araya
gelerek kendi anlamlarından farklı bir anlam verecek ve bir hareketi
karşılayacak biçimde kalıplaşmasıyla oluşan fiillerdir. Yapılışına göre üç
grupta incelenebilir:





a. Yardımcı Fiille Yapılan
Bileşik Fiiller



Bir yardımcı fiille ondan önce gelen
adsoylu bir sözcükten oluşur. Yardımcı fiil olarak “etmek, olmak, eylemek,
kılmak” gibi fiiller kullanılır.


Etmek


“Bu olay beni çok tedirgin
etti
.”


“Gelmeden önce mutlaka telefon
ederdi
.”


“Akşamki yemek beni rahatsız
etti
.”


“Her şey yoluna girer, biraz sabret.”


cümlelerinde altı çizili sözler
bileşik fiildir. Bu fiillerde daha çok isim görevindeki sözcüğün anlamı
hakimdir.


“Etmek” yardımcı eylemi bazı
cümlelerde kendi anlamında da kullanılabilir.



“Bu ev söylendiği kadar etmez.”


cümlesinde “etmek” eylemi “değer,
tutar” anlamında kullanılmıştır.


Bazen “etmek” yardımcı fiiliyle isim
arasına başka sözcükler girebilir.


“Çok ağır işler yüklendi sırtına,
ama şikayet bile etmedi adam.”


Bu tür fiillerde isim soylu sözcük
çoğu zaman çekim eki alamaz. Ancak bazen istisnalar görülebilir.


“Hele bir dediğini
yapma, sana ne işler eder görürsün.” cümlesinde “işler” sözcüğü çoğul eki
almıştır.



Olmak


“Adam birden ortalıktan yok
oldu
.”



“Soğukta uzun süre kalınca hasta
olmuş
.”



“Konuşmacının sözlerine herkes mest
oldu
.”



“Bu küçük odaya iki gündür hapsolduk
sanki.”


cümlelerinde altı çizili eylemler
bileşik eylemdir.


“Kardeşim bu yıl doktor olacak.”


cümlesinde “olmak” eylemi meslek
bildirmiş. Bu tür kullanımlarda da bileşik fiil yapmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:32 pm

“Olmak” yardımcı eylemi kendi
anlamında da kullanılabilir.



“Benim de bazen hayallere daldığım olmuştur.”


“Olmak” fiilinin bileşik eylem yapıp
yapmadığını anlamak için onu kendinden önceki sözcükle kullanabiliriz. Örneğin
“doktor olmak” anlamlı bir fiildir de “daldığım olmak” anlamlı değildir.


Bunların dışında kullanılan
“eylemek, kılmak” gibi yardımcı eylemler günümüzde yerlerini “etmek” eylemine
bırakmışlardır.


Seyreyledim eşkal-i
hayatı


Ben havz-ı hayalin sularında


dizelerinde altı çizili eylem “eylemek”
yardımcı eylemiyle yapılan bir bileşik eylemdir.


“Sözü etkili kılmak
için sözcükleri iyi seçmek gerekir.”


cümlesindeki “etkili” sözcüğü de
“kılmak” yardımcı eylemiyle yapılmıştır.





b. Kurallı Bileşik Fiiller


Bunlar belli
kurallara göre yapılan ve her birinin özel bir adla karşılandığı fiillerdir.
Yardımcı eylemden önce bir fiil unsurunun getirilmesiyle yapılır. Dört grupta
incelenir.





Yeterlik Fiili


Yapmaya gücü yetmek anlamında olan
bu fiilin yapılışı “fiil + a(e) + bilmek” şeklindedir.


“Kapıyı biraz açabilir miyiz?”


“Sizinle ben de gelebilirim.”



cümlelerinde altı çizili fiiller
yeterlik fiilleridir. Bu fiilin olumsuzunda yardımcı eylem tamamen ortadan
kalkar.


“Soruyu kimse çözemedi.”


“Çok aradım, ama bulamadım.”



cümlelerinde altı çizili sözcükler
yeterlik fiilinin olumsuz şekilleridir. Görüldüğü gibi yardımcı eylem yoktur.
Fiile “-ama-, -eme-" şeklinde bir ek getirilerek oluşturulmuştur.


Bazen bir fiile yeterlik fiilinin
hem olumlu hem olumsuz şekilleri getirilebilir.


“Bu soruyu o da çözemeyebilir.”






Tezlik fiili


Anlamında bir çabukluk ifadesi olan
tezlik fiilinin yapılışı “fiil + ı (i, u, ü) + vermek” şeklindedir.


“O kadar soruyu bir saatte çözüverdi.”


“Şu paketleri üçüncü kata çıkarıver.”



cümlelerinde altı çizili fiiller
tezlik fiilidir. Bu fiilin olumsuzu, az da olsa kullanılır:


“O kadar bekledim, bana bir mektup
bile yazıvermedin.”


Olumsuz bir fiilin tezlik fiili
olması durumunda ise, fiil “vazgeçme, bırakma” anlamları verir:


“Adamın üzerine
fazla gitmeyin, sonra bir daha gelmeyiverir.”





Sürerlik Fiili


Anlamında bir devamlılık görülen bu
fiilin yapılışı


şu şekildedir: Fiil + a(e) +
kalmak
durmak

gelmek



“Kavga edenlerin haline bakakaldı.”


“Sen olayı düşünedur,
ben şu yazıyı müdüre verip geleyim.”


“Asırlar öncesinden süregelen
bu adetleri bırakmak kolay değil.”


cümlelerinde altı
çizili fiiller sürerlik fiilleridir. Bu fiillerin olumsuzları kullanılmaz.





Yaklaşma Fiili


Anlamında “az kalsın olacaktı”
ifadesi görülen bu fiilin yapılışı “fiil + a(e)+ yazmak” şeklindedir;
yazı dilinde pek kullanılmaz, yerel bir söyleyiştir.


“İşe giderken yolda düşeyazdım.”


cümlesinde altı çizili sözcük
yaklaşma fiilidir.





c. Anlamca Kaynaşmış Bileşik
Fiiller



Belli bir yardımcı fiili olmayan,
sözcüklerin kendi anlamları dışında bir anlam verecek biçimde kaynaştıkları
bileşik fiillerdir. Bunların büyük çoğunluğunu deyimler oluşturur.


“Tüm canlılardile
gelmişti
sanki.”


“Her yeni düşünceye karşı çıkman
doğru değil.”


“Burada geçen yıl meydana gelen
olayda, iki kişi ölmüştü.”


“Bu davranışı, onu herkesin gözünden
düşürdü
.”


cümlelerinde altı çizili sözler
birer anlamca kaynaşmış bileşik fiildir.





FİİLİMSİLER


Fiillerden türemiş olmakla birlikte
bir fiil gibi çekimlenemeyen olumlu, olumsuz şekilleri yapılabilen ve cümlede
isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılan sözcüklerdir. Üç grupta incelenir.





a. İsim - Fiil


Fiillere “-mak, -mek” , “-ma, -me”,
“-ış, -iş, -uş, -üş” eklerinin getirilmesiyle yapılır.


“O şimdi romanını bitirmekle
meşguldür.”


“Size gelmeyi ben de
çok istemiştim.”


“Onun yemek hazırlayışını gördün
mü hiç?”


cümlelerinde altı çizili sözler
isim-fiildir. Bu ekleri benzer eklerle karıştırmamak gerekir.


“Sana, bir daha buraya gelme,
demiştim.”


cümlesinde altı çizili sözcükteki ek
isim-fiil eki değil, olumsuzluk ekidir.


Bazı sözcükler aslında isim-fiil
ekleriyle türediği halde, zamanla isimleşmiş, yani fiilimsi özelliğini
kaybetmiş olabilir.


“Biraz ekmek alabilir miyim?”


“Bugün gelmediğini danışmadan
öğrendim.”


“Derste yağış türlerini
inceledik.”


cümlelerinde altı çizili sözcükler
isim-fiil değildir.


Deneme sınavlarıyla
bu öğrencileri denememiz doğru değil.”


cümlesinde altı çizili birinci sözü
denememe” şeklinde kullanamayız; çünkü bu sözcük artık isimleşmiştir.
Ancak altı çizili ikinci sözcük “denemememiz” şeklinde kullanılabilir;
yani olumsuz yapılabilir, öyleyse fiil anlamı devam ediyor; yani bu
isim-fiildir.





b. Sıfat - Fiil


Fiillere “-an, -ası, -mez, -ar,
-dik, -ecek, -miş”
eklerinin getirilmesiyle yapılır. Çoğu zaman sıfat
görevinde kullanılır.


“Kışta açan çiçeklerin
ömrü az olur.”


Öpülesi elleri vardı
analarımızın.”


“Senin ne bitmez çilen
varmış böyle.”


“Buralarda bir akar
çeşme yok galiba.”


“Size biraz bilinmedik fıkralar
anlatayım.”


“Bana gazetemi getirecek
biri yok mu burada?”


“Onda ne yakası açılmamış sözcükler
vardır.”


cümlelerinde altı çizili sözcükler
sıfat-fiildir.


Sıfat-fiil eklerinden “-dik” ve
“-ecek” ekleri çoğu zaman kendinden sonra iyelik eki alarak kullanılır.



“Çözdüğüm soruları
niçin yeniden soruyorsun?”


“Gideceğin gün belli
mi?”


cümlelerinde altı çizili
sıfat-fiiller iyelik eki almıştır.


Bu ekler aynı zamanda sıfatla hiç
ilgisi olmayan kullanımlarda da görülür. Bu, daha çok dolaylı anlatımda
karşımıza çıkar.


“Kitabımı sana verdiğimi unutmuşum.”


“Senin de bizimle geleceğini
bilmiyorduk.”


cümlelerinde sıfat-fiil ekleri
sıfatla ilgisi olmayan bir kullanımda görülüyor.


Sıfat-fiiller niteledikleri
isimler düştüğünde onların yerine geçebilir.



“Benden aldıklarını ne
zaman geri göndereceksin?”


“Beni arayanların
adreslerini almayı unutma.”


cümlelerinde altı çizili
sıfat-fiiller ismin yerine geçecek şekilde kullanılmıştır.


Kimi zaman sıfat-fiiller çekimli
fiillerle karışabilir.


Gideceğim bu şehirden
artık.”


Gideceğim herkes
tarafından biliniyor.”


cümlelerinde altı çizili sözcüklerin
yazılışları aynıdır. Ancak birincisinde “Ben gideceğim” ifadesi
olduğundan çekimli fiildir. İkincisinde ise “benim gideceğim” anlamında
olduğundan, yani fiilin sonunda iyelik eki kullanıldığından fiil,
sıfat-fiildir.


Elbette fiilden türeyip sıfat
olan her sözcük de fiilimsi değildir.



Yıkık duvarların
resmini çektik.”


cümlesinde altı çizili sözcük “yıkmak”
fiilinden türemiştir. Ancak fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsilerin fiil anlamı
devam ettiğinden olumsuz şekilleri de kullanılabilir. Biz bu sözü “yıkmayık”
şeklinde kullanamayız.


Aynı cümleyi biz;


“Yıkılmış duvarların resmini
çektik.”


şeklinde söyleseydik, bunu “yıkılmamış”
şeklinde de ifade edebilirdik. Çünkü bu sözcük fiilimsidir.





c. Bağ-Fiil (zarf-fiil)


Fiillere, bağ-fiil eki dediğimiz
eklerin getirilmesiyle yapılır; cümlede daima zarf olarak kullanılır.


“Kapıyı açınca karşımda
onu gördüm.”


“Soruları çözdükçe
konuyu daha iyi anlıyorum.”


“Bize haber vermeden
gitmeyin sakın.”


“Bu kağıdı müdüre imzalatıp
geri getirin.”


“Televizyon seyrederken
çoğu kez uyuyakalırdı.”


“Gezdiği yerleri anlata anlata
bitiremiyordu.”


“Sınıfa girer girmez öğrencileri
azarlamaya başladı.”


“Sadece kitap okuyarak
bu kadar bilgi kazanılamaz.”


“Köyden ayrılalı
yaklaşık on yıl oldu.”


“Ders çalışmaksızın
sınavı kazanacağını mı sanıyorsun?”


cümlelerinde altı çizili sözcükler
bağ-fiildir. Görüldüğü gibi yüklemin durumunu ya da zamanını bildirerek onun
zarfı olmuşlardır.


Bunlar arasında yapı bakımından
diğerlerine benzemeyen bağfiil eki “-ken” ekidir.


Bu ek diğer fiilimsi eklerinin
aksine kendinden önce bir çekim eki alarak kullanılır. Bunun nedeni “-ken”
ekinin, ekfiilin bir bağ-fiil eki olmasındandır. Hatta bu özelliğinden dolayı
isimleri bile zarf yapabilir.


“Ben çocukken burada yaşlı
bir çınar ağacı vardı.”


cümlesinde “-ken” eki “çocuk
ismini zarf yapmıştır. Elbette bu, bir fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsiler fiillerden
türeyen sözcüklerdir.


Bağ-fiil eklerinin diğer fiilimsi
eklerinden önemli bir farkı vardır. Diğer fiilimsilerden sonra isim çekim
ekleri kullanılabildiği halde bağ-fiillerden sonra hiçbir çekim eki
kullanılamaz. Bazı bölgelerde “koşaraktan” gibi kullanımlar görülse de yazı
dilinde böyle bir kullanım yoktur.


Fiilimsilerin cümledeki en önemli
görevi yan cümlecik yapmasıdır. Bunu ileride “cümle çeşitleri” konusunda
göreceğiz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:33 pm

EKLER VE SÖZCÜK YAPISI


EKLER


Sözcüklerin kök veya gövdelerine
gelerek onların cümledeki görevlerini belirleyen, onlara değişik anlamlar katan
ya da onlardan yeni sözcükler türeten ses veya ses bileşimlerine ek
denir.


Bunlardan çekim eklerini daha önce
gördüğümüz için yapım ekleri üzerinde duracağız.





Yapım Ekleri


İsim ve fiillerin kök veya
gövdelerine gelerek onlardan başka isim ya da fiil türeten eklerdir.


Burada kök sözünü de açıklamakta
fayda var.





Kök


Bir sözcüğün anlamı ve yapısı
bozulmadan parçalanamayan en küçük parçasıdır. Köklerde yapım eki bulunmaz,
ancak çekim eki bulunabilir.





Örneğin;


“Evimiz” sözünde “ev”; sözcüğün,
anlamlı ve parçalanamayan en küçük parçasıdır. “-(i)-miz” eki iyelik ekidir;
yani isim çekim ekidir. Öyleyse bu sözcük yapım eki almamıştır, kök halindedir.

Kökler iki türde bulunur; İsim kökleri ve Fiil kökleri. “Geldi”
sözcüğündeki kök “gel-” fiil kökü; “sözlük” sözcüğünün kökü olan “söz” isim
köküdür. Ancak bazen ses taklidi yoluyla oluşan yansıma kökler de vardır.



Örneğin;


“ağaçlık” sözcüğünün kökünü bulurken
en anlamlı olarak gördüğümüz “ağ” sözünü kök olarak düşünebiliriz. Ancak
“ağaçlık” sözüyle balık tutmakta kullanılan “ağ” sözünün herhangi bir anlam
ilişkisi yoktur. Öyleyse bu sözcüğün kökü “ağ” olamaz. Ondan sonra "ağa”
sözcüğünü görüyoruz. Yine “ağaçlık” sözüyle “ağa” sözcüğü arasında bir anlam
ilgisi yoktur. Öyleyse bunu da kök olarak alamayız. Alabileceğimiz kök elbette
“ağaç” köküdür. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz; sözcüğün köküyle, ek aldıktan
sonraki şekli arasında mutlaka bir anlam ilgisi olmalıdır.


Sözcüğün yapım eki aldıktan sonraki
durumuna gövde denir.


Bir sözcük birden çok yapım eki
alabilir. İlk yapım eki köke diğerleri gövdeye eklenir.





Çekim Ekiyle Yapım Ekinin
Farkları:



Çekim ekleri eklendiği sözcüğün
anlamında bir değişiklik yapmaz; yapım ekleri ise anlamı, köke bağlı olmak
şartıyla, değiştirir.





Örneğin;


“Yolda bekliyor.
cümlesindeki “yol” sözü “geçilen yer” anlamındadır. “-de” hal ekini alarak
“yolda” şekline geldiğinde de geçilen yer olma anlamı değişmemektedir.


“Yolcu bekliyor.” cümlesinde
ise “geçilen yer” olan “yol” sözü “-cu” yapım ekini alarak bu anlamını yitirmiş
“yoldan gelen” ya da “yola giden” kişi anlamına gelmiştir. Yani yolla bir anlam
ilgisi vardır; ama yer ismi, kişinin niteliği anlamını ifade edecek hale
gelmiştir.


Çekim ekleri bir sözcüğe yapım
ekinden sonra eklenir. Yani önce yapım ekleri, sonra çekim ekleri gelir.
İstisnaları olsa da bu genel bir kuraldır.



Ek ve kök hakkındaki bu genel
bilgilerden sonra şimdi eklerin önemlileri üzerinde durabiliriz.





a. İsimden İsim Yapan Ekler


İsim kök veya gövdelerine gelerek
onlardan yeni isimler türeten eklerdir. Ancak bu sözcükler sıfat, zarf gibi
görevlerde de kullanılabilir.


Bu eklerden bazıları şunlardır:


“-lık - lik” eki


“Buraya bir odunluk
yapmıştık.”


cümlesinde ek, “odunların koyulacağı
yer” anlamında bir sözcük türetmiş.


“Pencereye güneşlik
almamız gerekiyor.”


cümlesinde güneşten korunmak için
kullanılan alet ismi yapmış.


“Sendeki bu gençlik
bir gün gidecek.”


cümlesinde soyut bir isim yapmış.


Kiralık ev arıyoruz.”
cümlesinde “kiraya verilecek” anlamında sıfat yapmış.


Benlik özenle
korunmalıdır.”


cümlesinde zamire gelerek ondan
soyut bir isim türetmiştir.


Yukarıdaki örnekte olduğu gibi bir
ek eklendiği sözcüğe değişik anlamlar katabilir. Bundan sonraki ekleri cümle
içinde gösterip geçeceğiz. Ne anlama geldiğini cümle içindeki kullanımlardan
çıkarabilirsiniz.


“Artık biz de şehirli olduk.”


“Kimse evsiz yaşayamaz.”


“Her noktaya bir gözcü koyalım.”


“Bu yaz İngilizce kursuna
gideceğim.”


“Gençleri çağdaş bir
insan olarak yetiştirelim.”


“Yarışmada üçüncü
olduğumu söylediler.”


“Her sınıftan üçer
kişi gelsin.”


“O çocuksu gülüşüne
bayılıyorum.”


“Bu yemeğin acımsı bir
tadı var.”


“Onun kendine özgü bir
anlatımı var.”


“Sen çok bencil birisin.”


“Şu gelen sarışın
çocuğu tanıyor musun?”


“Seninle yaşıt
olduğumu bilmiyordum.”


Bunların dışında, az da olsa,
kullanılan isimden isim yapma ekleri de vardır. Önemli olan kök halindeki
sözcüğü bulup eklerini inceleyebilmektir.


Küçültme eki olarak kullanılan “-cık,
-cağız, -cak”
eklerini kimi kaynaklar çekim eki olarak değerlendirir. Ancak
sorulardan anladığımız kadarıyla bu ek yapım ekidir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   Ptsi Nis. 20, 2009 6:34 pm

“Kış gününde bu incecik
gömlekle gezilir mi?”


“Bu hayvancağız bu
kadar yükü nasıl taşısın?”


cümlelerinde gördüğümüz bu ekin,
acıma, pekiştirme, sevgi gibi birçok anlamlar taşıdığı görülür.


Küçültme eki eklendiği sözcükte
bazen ses düşmesine, bazen ses türemesine sebep olabilir.


Küçücük elleriyle öyle
güzel resim yapıyordu ki!”


cümlesinde “küçük” sözü “-cik” ekini
aldığında, sondaki “k” sesi düşüyor.


“minik
®️
minicik”


“ufak
®️
ufacık”


“yumuşak ®️ yumuşacık” sözcüklerinde de aynı
özelliği görebiliriz.


Bazen de ses türemesi olabilir.


“Azıcık aşım, kaygısız başım.”
atasözünde “az” sözcüğüne “-cık” ekini getirdiğimizde “azcık” olması gerekirken
“azıcık” olmuş; yani arada bir “ı” sesi türemiş.


“Bu gencecik yaşında ne
sıkıntılar çekti zavallı.”


cümlesinde ise ekten önce “e”
sesinin türediğini görüyoruz.


Kimi sözcüklerde bu ek, fiilden
sözcük türetmiş gibi görülebilir.





Örneğin;


“Bebek, etrafındakilere gülücükler
yolluyordu.”


cümlesinde “gülücük” sözü sanki
gülmek fiiline “-cik” eki getirilerek yapılmış; oysa sözcük aslında “gülüş-cük”
şeklindeymiş, daha sonra “ş” düşerek “gülücük” olmuş.


Bazı durumlarda “-cık” eki
küçültmeyle ilgisi olmayan, bir nesne, bir kavram adı da yapabilir.


“Onun bu yıl kulakçık ameliyatı
olması gerekiyor.”


“Yaşlılıktan elmacık
kemikleri dışarı çıkmış adamın.”


cümlelerinde bu ekin küçültme
anlamından sıyrıldığını ve nesne ismi yaptığını görüyoruz.


Bazı isimden isim yapma ekleri de
yansıma sözcüklere gelerek onlardan isim türetebilir.


“Bu gürültü nereden
geliyor?”


cümlesinde “gürül” yansıma sözcüğü
“-tü” eki alarak isim olmuştur.


“Dün geceki horultu
kimden geliyordu öyle?”


“Bu mahallede fısıltı
gazetesi iyi çalışıyor galiba.”


cümlelerinde altı çizili sözcükler
yansımadan isim olan sözcüklerdir.





b. İsimden Fiil Yapan Ekler


İsim kök veya gövdelerine gelerek
onlardan fiil türeten eklerdir.


“Bahçedeki çiçekleri suladı.



cümlesindeki altı çizili sözü
incelediğimizde “su” ismine getirilen “-la-” eki, ismi “sulamak”
şeklinde bir fiile dönüştürmüştür.


İsimden fiil yapan önemli ekleri
cümlelerde gösterelim.


“Yol, buradan sonra gittikçe daralıyor.”


“Yaşlı adam yerinden doğruldu.


“Parmağu uzun süre kanadı.


“Yaptığı fedakarlığı duyunca gözleri
yaşardı.



“Derste kulağıma bir şeyler fısıldadı,
gitti.”


“Neden bu kadar geciktin?”


“Sıkıntılara dayanamayıp delirdi
zavallı.”


“Bu sözlerimi neden bu kadar
garipsediniz
?”


“Konuşmacının düşüncelerini pek benimsemedim.”


Ekler bazı sözcüklerde ses düşmesine
sebep olabilir.


“Haberi duyunca rengi sarardı.”


cümlesinde altı çizili sözcük “sarı”
ismine “-ar” eki getirilerek yapılmıştır. Bu sırada “sarı” sözcüğünün sonundaki
“ı” sesi düşmüştür.





c. Fiilden İsim Yapan Ekler


Fiil kök veya gövdelerine gelerek
onlardan isim türeten eklerdir. Bunlar da cümlede sıfat, zarf görevlerinde
kullanılabilir.


“Burada eskiden bir durak
vardı.”


cümlesinde altı çizili sözcük,
“dur-” fiiline “-ak” eki getirilerek yapılmıştır.


En çok kullanılan fiilden isim yapma
eklerini cümle içinde gösterelim.


“Bu istek bende
eskiden beri var.”


“Gereksiz bir yığın
eşya var bu evde.”


“Herkese sevgi duymam
gerekmiyor.”


“Büyük bir dalga, kuma
yazdıklarımı sildi, götürdü.”


“O, babasına çok düşkün bir
çocuk.”


“Bu kadar alıngan olmana
gerek yoktu.”


“Her dalgıç bu kadar
derine dalamaz.”


“Yeni aldığım süzgeç ortalıkta
görünmüyor.”


“Doğa durağan değil
değişkendir.”


“Bu eserin okuyucu bulması
çok zor.”


“Artık aynı şeyleri yapmaktan usanç
duydum.”


“Bu yazı geçen gün
dergide yayınlandı.”


“Bir ay da kesinti
olmasa maaşlarda.”


“Geldiklerine dair bir belirti
var mı?”


“Dağlar bize artık geçit
vermiyor.”


Işıl ışıl bir güne
daha merhaba dedik.”


Türkçe’de sayı bakımından en çok
yapım eki fiilden isim yapma ekleridir. Biz burada ancak çok önemlilerini
verdik.





d. Fiilden Fiil Yapma Ekleri


Fiil kök veya gövdelerine gelerek
onlardan yeni fiiller türeten eklerdir.


“Buradan iki yıl önce taşındı.”


“Müzeyi gezmeden buradan gidilmez.”


“Ortalık iyice karıştı.”


“O sudan sana da mı içirdiler?”


“Bu sözümüz onu mutlaka darıltmıştır.”


“Yeni takılan sokak lambalarını söktürmüşler.”


“Çiçekleri dalından koparmayın.”


“Bu suçlama karşısında biraz şaşaladım.”





SÖZCÜĞÜN YAPISI


Sözcüğün yapısını üç grupta
inceleyebiliriz: Basit sözcük, türemiş sözcük, bileşik sözcük.


Şimdi bunları ayrıntılarıyla
görelim.





1. Basit Sözcük


Yapım eki almayan sözcüklerdir. Bu
tür sözcükler çekim eki almış olabilir. Yapım eki almadıklarından bunlar daima
kök halinde bulunur.


“Her tarafı bembeyaz karlar
örtmüştü.” cümlesindeki bütün sözcükler basittir.





2. Türemiş Sözcük


Yapım eki alan sözcüklerdir. Türemiş
sözcükler cümledeki görevlerine göre belli türleri karşılar. Böylece sözcük hem
yapı hem görevce adlandırılır; yani türemiş isim, türemiş sıfat, türemiş
fiil.... gibi.


“Bu köşeye bir kitaplık kurmak
lazım.”


“Bana bir silgi verebilir
misin?”


“Sınıfımızın başkanı çok dalgın
biriydi.”


“O her zaman büyük düşünürdü.”


“Yolda çok hızlı
yürürdü.”


“O her zaman yanında çalışanları gözetirdi.”


“Çocuklar asla sevgisiz
yaşayamaz.”


“Çok acıktım, haydi
yemeğe gidelim.”


cümlelerindeki altı çizili sözcükler
türemiştir.


cümlesinde altı çizili sözcük, “aç”
ismine”-ık” isimden fiil yapma eki getirilerek türetilmiştir. Buna
türemiş fiil diyoruz.


“Yaprakların hışırtısı,
kuşların cıvıltısına karışmış, tatlı bir musıki oluşturmuştu.”


cümlesinde altı çizili sözcükler
“hışır”, “cıvıl” yansıma sözcüklerine “-tı” eki getirilerek yapılmıştır ve
yansımadan türeyen isim oluşturulmuştur.


*
*
*


Bazı pekiştirmeli sözcüklerde sözcüğün
başına bir hece eklendiği görülür.


“Etraf bembeyaz olmuş,
göz kamaştırıyordu.”


cümlesinde altı çizili sözcük
incelendiğinde “beyaz” sözcüğünün ilk hecesinden oluşturulmuş “bem” hecesinin
sözcüğün başına geldiğini görüyoruz. Bu bir ek olmadığından sözcük yapım eki
almamıştır; yani basittir.


Diğer taraftan, Türkçe sondan
çekimli bir dildir, ekler daima sözcüğün sonuna eklenir.


Bir sözcük sadece kökten türetilmez;
gövdelerden de türetilebilir.


“Şuralarda bir gözlükçü
vardı eskiden.”


cümlesinde altı çizili sözcük “göz”
isminden “gözlük”, “gözlük” isminden “gözlükçü” olmuştur. Görüldüğü gibi “-lük”
eki sözcüğün köküne, “-çü” eki gövdesine eklenmiştir. Elbette sözcük yine
türemiş bir isimdir.





3. Bileşik Sözcük


İki farklı sözcüğün bir araya
gelerek kendi anlamlarından az çok farklı bir anlam oluşturacak biçimde
kaynaşmasıyla oluşan sözcüklerdir.


Bileşik sözcükler değişik şekillerde
oluşur. Kimileri isim tamlamalarının, kimileri sıfat tamlamalarının, kimileri
cümle özelliği gösteren söz öbeklerinin kaynaşmaları sonucunda oluşmuştur.


Bu kaynaşma sırasında sözcüklerin
her ikisi anlamını kaybedebilir.



“Bahçeden çok güzel hanımeli
kokusu geliyordu.”


Sözcüklerden sadece biri anlamını
kaybetmiş olabilir.


Yeryüzü yemyeşil
olmuştu yine.”


Sözcüklerden hiçbiri anlamını tam
olarak kaybetmemiş olabilir.



“Bu kış yeni bir ayakkabı almam
gerek.”


*
*
*


Bileşik sözcükler yapılışlarına göre
değişik özellikler gösterir. Bunları şu şekilde gruplandırabiliriz.





a. İsim Tamlaması Yoluyla


“Komşunun çocuğu kuşpalazına
yakalanmış.”


“Onlar düğünden sonra balayına
gidecekler.”


“Üzerinde camgöbeği
renginde bir kazak vardı.”


“Bahçenin bir köşesine aslanağzı
ekmişlerdi.”


cümlelerinde altı çizili bileşik
sözcükler isim tamlaması yoluyla oluşmuştur. Sözcükleri ayrı düşündüğümüzde bu,
açık olarak anlaşılır.


Bazen bu yolla oluşan isimlerin -
özellikle yer isimleri - sonunda iyelik ekinin düştüğü görülür.


“Edirnekapı
®️
Edirnekapı”


“Kadıköyü
®️ Kadıköy”


sözcüklerinde altı çizili eklerin
düştüğünü görüyoruz.





b. Sıfat Tamlaması Yoluyla


“O ne açıkgöz adamdır
bilsen.”


“Buradan Acıgöl’e
gidebilir miyiz?”


“Buralarda eskiden çok sivrisinek
olurdu.”


“Bu mevsim tam karatavuk
avlama mevsimidir.”


cümlelerinde altı çizili bileşik
sözcükler sıfat tamlamalarının kalıplaşmasıyla oluşmuştur.





c. İyelik Ekinin Kaynaştırması
Yoluyla



“Burası bağrıyanık
insanların diyarıdır.”


“Çocukları fazla başıboş
bırakmamalıyız.”


“O sütübozuk adama
güvenir miyim hiç?”


cümlelerindeki altı çizili
sözcüklerde, birinci sözcük isim, ikinci sözcük sıfat özelliği gösteriyor ve
isim olan sözcük iyelik eki almıştır.





d. İki Çekimli Fiilin Kaynaşması
Yoluyla



“Odaya yeni bir çekyat
alalım.”


“Bu denizlerde gelgit
olayı pek görülmez.”


“Ekinler biçerdöverlerle
biçilip ambarlara doldurulurdu.”


“Onunla uyurgezer diye
dalga geçerlerdi.”


cümlelerinde her iki sözcük de
çekimlidir. Birleşerek kendi anlamlarından farklı bir anlam ifade etmişler, ya
da tür değişikliğine uğrayıp ad ve sıfat görevinde sözcükler oluşturmuşlardır.





e. Bir İsimle Bir Çekimli Fiilin
Kaynaşması Yoluyla



“Onun gibi mirasyedi
birinden, başka ne beklenir.”


“Yeni bir ateşkes
imzalanacakmış.”


“Bu lokantada imambayıldı
güzel yapılır.”


cümlelerinde altı çizili sözcüklerin
birincisi isim, ikincisi çekimli bir fiildir. Sözcükleri gerçek anlamlarında
düşündüğümüzde bunların bir cümle özelliği gösterdiğini söyleyebiliriz.





f. İsim ve Fiilimsinin Kaynaşması
Yoluyla



“Bu bölgede günebakan
yetişmiyormuş.”


“Ahmet karakaçanın sırtına
binmiş gidiyordu.”


“Böyle oyunbozanlık
edersen seninle geçinemeyiz.”


“Bu limana bir dalgakıran yapmak
lazım.”


“Onun gibi çöpçatan
birini görmedim, doğrusu.”


cümlelerinde birincisi isim soylu
sözcük, ikincisi sıfat-fiil olan bu sözcüklerden bir bileşik sözcük meydana
gelmiştir.


Bunlardan başka yollarla da bileşik
sözcük oluşturulabilir. Önemli olan iki ayrı sözcüğün kaynaştığını
anlayabilmektir.


Bileşik sözcüklerin kimileri
oluşurken ses kaybı olabilir.


“Pazartesi günü size
geleceğim.”


cümlesindeki sözcüğün oluşmasına
bakalım.


Pazar - ertesi
®️
Pazartesi


Görüldüğü gibi “er” hecesi
düşmüştür.


Bazı bileşik sözcüklerin oluşumunda
ise iki ayrı sözcüğün varlığı bile hissedilemez.


sütlü aş

ne asıl

bu öyle

®️

®️

®️

sütlaç

nasıl

böyle


Bu sözcüklerin artık iki ayrı sözcükten oluştuğunu
düşünemiyoruz bile.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Türkçe Konu Anlatımları   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Türkçe Konu Anlatımları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» 6.sınıf Matematik Görüntülü konu anlatımları(H.BURDA)
» Indefinite Pronouns
» Mod, medyan
» If Clause Type 1 (1. Tip Şart Cümleleri)
» Denklem Kurma ve Problem Çözümü

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ÖDEV ARŞİVİ :: Dersane-ÖSS-YDS :: Konu Anlatımları-
Buraya geçin: