ÖDEV ARŞİVİ
Sayın Ziyaretçimiz;
Ödev Veya Konu Anlatımları Kategorilerini Görebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekmektedir...
Ödev Arşivimizi Sadece Üyelerimiz Görebilir
ÖDEV ARŞİVİ

Özgür Arşiv
 
AnasayfaTakvimGaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Osmanlı Devletinde (Nişancı)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 123
Paylaşımcı Puanı : 2147483647
Kayıt tarihi : 03/04/09

MesajKonu: Osmanlı Devletinde (Nişancı)   Çarş. Nis. 29, 2009 6:19 pm

Osmanlı Devletinde (Nişancı)
NISANCI
Osmanli devlet teskilâtinda Divan-i Hümâyunun
önemli vazifelerinden birini yerine getiren görevli
için kullanilan bir tabirdir. Nisan kelimesinden türetilmis
olan "Nisanci", ferman, berat, mensûr, nâme, mektup,
ahidnâme, hüküm ve biti gibi devlet resmî
evrakinin bas tarafina padisahin imzasi demek olan nisani koyardi. Bu
görevliye nisanci, muvakkî, tevkiî ve tugraî
gibi isimler de verilirdi.
Osmanli devlet teskilâtinda XVIII. asir baslarina kadar
önemli bir makam olan nisancilik, daha önceki
Müslüman ve Müslüman Türk devletlerinde de
vardi. Nisancilik müessesesinin basinda bulunan görevliye
Osmanlilar'da nisanci denirken, Abbasîler'de buna "Reisu
Divani'l-Insa" deniyordu. Bu teskilat, sadece Müslüman
Dogu'da degil, Bati Müslüman devletlerinde de vardi. Nitekim
batida devlet kurmus ve zaman zaman Endülüs'e de
geçmis bulunan Merinîler (592-956 = 1196-1458)'de
"Divanu'l-insa" adi ile ayni görevi yerine getiren bir
müessese vardi. Büyük Selçuklular'da da ayni
vazifeyi gören bir divan vardi ki, bu divanin basindaki
görevliye "Sahib-i Divan-i Tugra ve Insa" adi veriliyordu. Bazan
da sadece "Tugraî" deniyordu. Bu zat, hükümdarin
mensûr, ferman vs. gibi isimler altinda çikardigi
emirnâmelere, onun isaret ve tugrasini koymakla görevliydi.
Anadolu Selçuklu Devleti'nin merkez teskilati içinde de
ayni görevleri yerine getiren ve adina "Tugraî" denilen bir
görevlinin bulundugunu belirtmek gerekir. Kalkasandî,
Misir'daki bu hizmeti bes merhalede ele alir ve Memlûklerde bu
görevi üstlenen kisiye "Kâtibu's-Sir" veya "Sahibu
Divani'l-însa" adinin verildigini bildirir.
Görüldügü gibi müesseselesmis hali ile
Abbasîlerde görülen nisancilik, daha sonraki
bütün Müslüman devletlerde oldugu gibi Osmanlilarda
da olacakti. Bunun için Osmanli Devleti'nin merkez
teskilâti içinde önemli bir yeri bulunan divanin
azalarindan biri de "Nisanci" adini tasiyan görevli idi.
Önemli hizmeti bulunmasina ragmen, nisanciligin Osmanlilar'da
hangi tarihlerde kuruldugu kesin olarak tesbit edilebilmis degildir.
Bununla beraber, bazi arastiricilar bu kurulusu Osmanli Devleti'nin
ikinci hükümdari olan Orhan Gazi dönemine kadar
çikarirlar. Çünkü bu döneme ait
fermanlarda tugra bulunmaktadir. Bu da nisanciligin basit sekli ile de
olsa Orhan Gazi döneminde var oldugunun bir isareti olarak kabul
edilebilir. Keza, bu tabirin devletin ilk zamanlarinda kullanildigini
gösteren kayitlar da vardir. Nitekim, Sultan Ikinci Murad'in emri
ile Türkçe'ye tercüme edilen Ibn Kesir tarihinin
Arapça metnindeki "Muvakkî" tabirinin "Nisanci" olarak
tercüme edilmesi de bunu göstermektedir. Ibn Kesir'in
el-Bidâye ve'n-Nihâye adli tarihinin mütercimi olan
zat, nisanci kelimesini kullandigina göre, bu tabir, o dönem
Osmanli toplumu arasinda biliniyordu demektir.
Fâtih Sultan Mehmed'in tedvin ettirdigi kanunnâmede bu
memuriyetin isim ve selâhiyetleri ile zikr edilmis olmasi, bunun
Fâtih'ten önce mevcud oldugunu, fakat onun zamaninda tam
anlamiyla gelistigini göstermektedir.
Divan-i Hümâyunda vezir-i a'zamin saginda ve vezirlerin alt
tarafinda oturan nisanci, önemli bir hizmeti yerine getiriyordu.
Nisancilar, görevleri icabi bazi özellikleri tasiyan kimseler
arasindan seçiliyorlardi. Nisanci olacak kimselerin insa
konusunda maharetli bulunmalari gerekirdi. Nitekim kiraat ilminin
büyük isimlerinden Seyh Muhammed Cezerî'nin
küçük oglu Ebu'l-Hayr Muhammed (Muhammed-i Asgar),
Misir'dan, Osmanli hizmetine geldigi zaman insadaki kudretinden dolayi
kendisine nisancilik verilmisti.
Görevleri icabi olarak insa konusunda maharetli olmalari, devlet
kanunlarini iyi bilerek yeni kanunlar ile eskiler arasinda bag kurup
anlari telif etme kabiliyetine sahip bulunmalari gereken nisancilarin,
ilmiye sinifi arasindan dahil ve sahn-i semân
müderrislerinden seçilmesi kanundu.
Nisancilar, XVI. asrin baslarindan itibaren Divan-i
Hümâyunun kalem heyeti arasinda, bu vazifeyi yerine
getirebilecek olan reisü'l-küttâblardan
seçilmeye baslanmistir. Eger reisü'l-küttâb bu
vazifeyi yerine getirebilecek kabiliyete sahib degilse yine
müderrisler arasindan uygun görülen bir kisi bu vazifeye
tayin edilirdi.
Fâtih döneminde müesseseleserek kuruldugunu
gördügümüz nisancilik, Osmanli Divan-i
Hümâyunun dört temel rüknünden birini teskil
ediyordu. Fâtih kanunnâmesinde de belirtildigi gibi bu
dönemde vezirlik, kadiaskerlik ve defterdarliktan sonra en
önemli vazife nisancilikti. Fâtih zamaninda bu görevi
büyük bir basari ile yürüten Karamanî Mehmed
Pasa ile nisanciligin itibari daha da artmisti. Fâtih'ten sonra
gelen II. Bâyezid ve onun oglu Yavuz Sultan Selim
dönemlerinde nisancilik yapan Tacizâde Cafer Çelebi
de büyük bir itibar kazanarak tesrifatta defterdârin
üstüne yükseltilmis ve vezirler gibi otag kurmasina
müsaade edilmistir. Niçancilik mansibinin
üstünlügü, Kanunî Sultan Süleyman
döneminde de devam etmis, "Koca Nisanci" lakabi ile taninan
Celalzâde, meslegindeki kidemi ve vukufiyeti sebebiyle
defterdârin önüne geçirilmisti.
Nisancilarin nüfuzlari ve gördükleri önemli
hizmetler, bundan sonra da devam etti. Bunlardan büyük bir
kismi beylerbeyi ve vezir rütbesini ihraz etti. Bununla beraber,
XVI. asrin sonuna kadar nisancilar vezir olmayip sadece beylerbeyi
rütbesinde idiler. Bu rütbe ile nisanci olan Boyali Mehmed
Pasa (öl. 1001) vezirlige nakl edilince nisanciligi birakmis fakat
sonradan tekrar nisanci olunca tayini beylerbeyi rütbesi ile
yapilmisti. Daha sonra bazan kubbe vezirligi ile nisanciligin
birlestirilerek bir kisiye verildigi (tevcih) de oldu.
Nisanci, Divan-i Hümâyun azasi olmasina ragmen, vezir
rütbesini haiz degilse kanun geregi arz günlerinde padisahin
huzuruna kabul edilmezdi. Sadece nisanciliga tayin edildigi zaman bir
defa padisahin huzuruna girip tayinlerinden dolayi tesekkür ederdi.
XVI ve XVII. asrin baslarinda serdar veya padisah seferde bulundugu
zaman, Istanbul muhafazasinda birakilan vezire nisanci tarafindan
tugralari çekilmis bos ahkâm kagitlari gönderilir ve
bunlar, icab ettikçe kaim-i makam tarafindan doldurularak
kullanilirdi.
XVII. asrin sonlarinda (1087) tedvin edilmis önemli bir Osmanli
kanunnâmesi olan Tevkiî Abdurrahman Pasa
kanunnâmesinde "Kanun-i Nisanci" basligi altinda ayri ve
özel bir fasil bulunmaktadir. Bu fasilda, o dönem
nisancilarinin nizamlari tafsilatli bir sekilde verilmekte, onlarin
resmî ve hukukî durumlari belirtilmektedir. Buna göre
nisanci, "tugra-i serif hizmeti ile me'murdur. Kendi dairesinde kanuna
müteallik ahkâm yazilir. Mümeyyizi tashih ettikten
sonra tugralarini çeker ve defteri tashih etmek lazim gelse,
kendisine hitaben vârid olan ferman mucibince defterhaneden
getirtip kendi kalemi ile tashih eder. Bu ferman gelince defter emini
ile defter kesedarini, düzeltilmesi lazim gelen defter hakkinda
vazifeli kilar. Sonra tashihi yapar, fermani da kendisi saklar,
Kadiaskerlerden mühürlü kese ile gelen ehl-i cihat
beratlarinin tugralarini çektikten sonra ehl-i cihatin
isimlerini defterlerine "sahh" çekip ve yine kesesine koyup
mühürleyerek kendi kesedari ile kagit eminine gönderir.
Divan tarafindan verilen sIkâyet ahkâmini reis efendi
(reisu'l-küttâb) resid ettikten sonra kesedari toplayip
kendisine getirir, tugralarini çekerdi." Kanunnâmede aynen
su ifadeler yer almaktadir: "Ve kavanin-i Osmaniye ve merasim-i
sultaniye, nisancilardan sual olunagelmistir. Sâbikta (eskiden)
bunlara müftî-i kanun itlak olunmustur.”
Kanunnâme, nisancilar hakkinda daha tafsilatli bilgiler
vermektedir. Buna göre, nisancinin vezirligi varsa vüzeray-i
izam silkine dahil hükmünü verir. Eger Rumeli
beylerbeyilik pâyesi var ise beylerbeyi merasimini icra edip
kendisinden kidemli Rumeli pâyesinde olan beylerbeylerden baska
bütün beylerbeylere ve kadiaskerlere tasaddur eder. Bu
pâye ile Divan-i Hümâyuna girip çiktikça
vezirler ile birlikte girip çikar. Fakat arza girmezdi.
Kanunnâme, arz esnasinda nisancinin disarida nerede ve nasil
selama çikacagini da belirtmistir. Nisancinin beylerbeyilik
pâyesi yok ise sadece ümerâ pâyesindedir.
Kendisine nisanci bey denilmektedir. Bu takdirde Divan-i
Hümâyuna ümerâ. tariki üzere gider. Ancak
taht kadilarina tasaddur eder. Diger divan hacegâni gibi
mücevveze, sof üst, lokmali kutnî ve iç kaftani
giyer. Ata orta abayi ve orta raht vururdu. Haslari da dört
yükten (400.000 akça) fazla olurdu. Nisancilarin vezir-i
a'zama gitmeleri için belli ve muayyen bir zaman yoktu. Sadece
isti'zan (izin isteme) âdet idi.
Nisancilik, XVI. asrin sonlarindan itibaren yavas yavas önemini
kayb etmeye basladi. Bunun içindir ki, önceleri âmiri
durumunda bulundugu reisü'l-küttâbla esit duruma
getirilmisti. XVII... asnn ortalarinda nisancilik adeta kuru bir
ünvan haline geldi. XIX. yüzyilin baslarina kadar ismen de
olsa varliklarini devam ettiren nisancilar, eski önemlerini
tamamen kayb ettiler. Bu sebeple nisancilik 1836 yilinda tamamen lagv
edilerek vazifeleri "Defter eminine" verilmistir. Mühim islere
dair fermanlarin üzerlerine Bâbiâlî, digerlerine
de defter eminleri tarafindan tayin edilen ve tugranüvis denilen
memurlar tarafindan tugra çekilirdi. 1838'de tugra-nüvislik
görevi de kaldirilip Bâbiâlî ile defter eminligi
tugraciligi birlestirildi. Böylece bu hizmetin
Bâbiâlî'de görülmesi kararlastirildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dersanem.forumm.biz
 
Osmanlı Devletinde (Nişancı)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ÖDEV ARŞİVİ :: Ödev ve Konu Anlatımı Kategorileri :: Tarih-
Buraya geçin: